Reklamlar

COĞRAFYA BİLİM

Archive for the ‘Jeomorfoloji’ Category


Dünyaya dışarıdan bakıldığında fark edilmeyen durum, üzerine bastığımız kara parçasının birbirinden ayrı levhalar halinde olduğudur. Var olan bu levhalar ise sürekli hareket halindedir. Büyük ve küçük levhalar halinde onlarca levha bulunmaktadır. Bu levhalar birbirinden uzaklaşan, birbirine yaklaşan ve bir birine yanal bir şekilde hareket göstermektedir.

Atlas Okyanusu’da bulunan iki levha birbirinden ayrılmaktadır. Yer katmanın bir altında yer alan mantodaki akımlar bu iki levhayı birbirinden ayrılmaktadır. Bu iki levha sınırında lav ve gaz çıkışları meydana gelmektedir.  Açılan levhalar arasına bu çıkan maddeler soğuyarak doldurmaktadır. Bu oluşumlar gibi zaman okyanus tabanında kalırken kimi zamanda okyanus üzerine çıkarak adalar oluşturmaktadır. İzlanda bu iki levhanın ayrıldığı çizgide bulunmaktadır. Bu oluşum İzlanda’nın her yıl 5 cm genişlemesine neden olmaktadır. Bununla birlikte adana depremlere, volkan patlamalarına ve gaz çıkışlarına neden olmaktadır. 

Depremlerin en şiddetli yaşanmış olduğu yerler levhaların birbirine doğru veya bir levhanın başka bir levhaya doğru hareket eden levha sınırlarında meydana gelmektedir. Bugün Asya Kıtasında 8 bin km’lik Hindistan ve Avrasya levhalarının çarpışmaktadır. Bu alanlar Dünya üzerindeki en büyük depremlere neden olmaktadır. Hint levhasının Avrasya levhasının altına girerek kıvrılması ile Dünya üzerindeki en yüksek yer şekillerini yani Himalaya Dağlarını oluşturmuştur. Bu büyük enerji birikimi bazen çok büyük depremlere neden olmaktadır. 

2015 yılında gerçekleşen 7.5 şiddettindeki Nepal depreminde tapınaklar, evler yıkılmış ve binlerce insan ölmüştür. 

Japonya kıyılarında ise iki levha birbirine doğru ilerlemektedir. Okyanus tabanında gerçekleşen bu oluşumdan birbirini iten levhalar okyanus tabanına doğru batmakta, gerilimden oluşan enerji birden boşalması ile büyük depremler ve büyük bir doğal afet olan tsunami oluşmasına neden olmaktadır.

2011 yılında meydana gelen bu iki levha sınırındaki deprem nedeni ile büyük bir tsunami oluşmuş ve Japonya’nın doğu kıyılarını vurmuştur. Tsunami 18 bin insanın ölümüne, yerleşim alanlarının kıyı ile birleşmesine ve Fukuşima Nükleer Santrali’nin zarar görmesi ile radyoaktif maddelerin atmosfere karışımasına neden olmuştur.

Dünya üzerinden aktif levha sınırlarından birisi de Batı Amerika kıyısında bulunan Kaliforniya Eyaletinde bulunmaktadır. San Andreas fayı olarak adlandıran bu levha sınırında levhalar yanal olarak birbirine sürtünerek hareket etmektedir. Sürtünme her zaman kusursuz bir şekilde gerçekleşmemektedir. Sürtünmede meydana gelen gerilim nedeniyle Kaliforniya Eyaleti her an patlamaya hazır bir bombanın üstünde gibidir.

Dünya üzerindeki levhalar sürekli hareket halinde. Yer yer yeryüzünü sallamaya devam ediyor. Levha sınırlarında ve çevresinde bulunan alanlar bu gerçekle yüzleşmeye devam edecekler.        

Reklamlar

Polder, bir su kitlesinden, genellikle deniz ve göllerden, kıyı şeride paralel olarak atılan setler ile su kütlesi ve kara arasında kamış alanın sulardan drenaj edilmesi ile elde edilen topraklardır. Bir nevi su ortamından kara parçası oluşturmaktır. Bu alanlar gel-gitlerin yoğun olduğu alanlarda yapılmaktadır. Buralarda esas olan su ile gelen toprağın kalması, suyun tahliye edilmesidir. Bunun için ileri teknoloji kullanılmaktadır. Dünya genelinde birçok örneğinin bulunmasına rağmen Hollanda kullanmış olduğu teknik ve yöntemler ile polder ülkesi olarak anılmaktadır.

Hollanda’da bir polder.

Denizden ve okyanuslardan elde edilen topraklarda hemen tarıma başlamak mümkün değildir. Çünkü toprak tarım yapılamayacak kadar tuzludur. Bunun içinde toprağın defalarca yıkanması, beslenmesi ve drenajın iyi yapılması gerekir.

Polder topraklarına uygulanan drenaj nedeni ile oluşan topraklar deniz seviyesinin altında kalmaktadır. Nitekim Hollanda toprakların 1/3 kısmı deniz seviyesin altında bulunmaktadır ve kazanç gibi görünen polder topraklarında küresel ısınmaya bağlı olarak artan deniz seviyeleri büyük tehlike oluşturmaktadır. Hollanda denizden kazanmış olduğu toprakları korunmak için büyük gayret göstermektedir. 

Aşağıda yer alan resimde Singapur’da yer alan polder örneğine bakabilirsiniz.

Yeni topraklar ile büyüyen Singapur.

 


Şahit kaya ve mantar kaya arasındaki fark hep sorula gelmiştir. Konuya açıklık getirmesi açısından iki kavramında tanımlayarak başlayalım.

Şahit Kaya : Yatay tabakalaşmış yapıların fiziksel ve kimyasal aşınmaya maruz kalarak zayıf zonların rüzgar tarafından uzaklaştırılarak, çevresine göre yüksekte ve tek tepe halinde görünen yer şekilleridir. Şahit kaya denmesinin temel esprisi daha önceki yer şekilleri konusunda kanıtlık ederler. Tabakalı yapılarda bulundukları için, tabakalardan zamansal çıkarımlar ve toprak yapısı, içinde bulundurmuş olduğu fosiller ile coğrafi çıkarımda bulunabilir.

Şahit Tepe (Kaya)

Şahit Tepe (Kaya)

 

 

 

 

 

 

 

 

Mantar Kaya: Şahit kayada olduğu gibi mantar kaya şekilleri de yatay yapılarda oluşmaktadır. Fakat sahip olduğu tabakalar arasında aşınmaya karşı direnç farkı fazla olur, aşağıda bulunan tabakalar daha hızlı aşınır ve aşınmaya maruz kalırsa,  şekli mantara benzer bir hal almaktadır. Bir başka ifade ile şahit kayaların şartları müsaitse daha fazla aşınmaya maruz kalarak mantar kaya şekline dönüşmesidir.

Mantar Kaya

Mantar Kaya

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak;
1-2015, ÖABT Coğrafya, Prof.Dr.Honoris Causa İbrahim ATALAY
2-Wikipedia.org
3-Bbc.co.uk/education/Geography


Sevgili öğrenciler, yanlış hatırlamıyorsam 9.sınıfta karşımıza çıkan gerçek alan ve izdüşüm alan bir kaç konuda kafaları karıştırıyor. Aklımıza en çok takılan sorular ile konuya açıklık getirerek, bu konumuzu tekrar etmiş olacağız. Öncelikler gerçek alan ile başlayalım;

Gerçek Alan: Alanda bulunan bütün yerşekillerini dahil ederek hesaplanan alandır. Bir başka ifade ile belirlenmiş olan alanda bulunan dağların yüzeyi, ovaların yüzeyleri, tepelerin yüzeyleri vb. yerşekillerinin yüzeyleride kabul edilerek hesaplanan alandır.

İzdüşüm Alan: Kabul edilmiş olan alanda, hiçbir yerşekili (dağ, ova, tepe, vb) kabul edilmelden, bütün alanın deniz seviyesinde ( 0 metrede)  olduğunu kabul ederek hesaplanan alandır.

Bu iki kavramı öğrendikten sonra Türkiyemizi örnek alarak konuyu pekiştirelim. Türkiye’nin gerçek alanı:814,578 km2 iken izdüşüm alanı 780,576 km2’dir. Bu iki bilgi Türkiye’nin gerçek alanı ile izdüşüm alanı arasında 34,002 km2’lik bir farkın olduğunu göstermektedir. Buradan çıkarılması gereken sonuç; Türkiye yerşekilleri baz alınarak hesaplanmış olan alan, izdüşüm alanına göre fazla çıkmaktadır. Bu fark göstermektedir ki Türkiye topraklarının yarıdan fazlasının eğim değerleri %15’in üzerindedir. Bölge olarakta bu farkın açılmasında Doğu Anadolu Bölgesi başta gelmektedir. İzdüşüm alan ile farkın en az olduğu bölgemiz ise Marmara Bölgesi’dir.

gercekalanturkiye

Türkiye’nin Gerçek Alanı

izdusum-alani

Türkiye’nin İzdüşüm Alanı

 

 

 

 

 

 

 

 

Ülkemizden Dünya’ya doğru açılırsak, izdüşüm alan ile gerçek alan arasıdan en büyük farkların yükselti ve engebe alanlarının fazla olduğu bölgelerde rastlanmaktadır. Bu ülkelere örnek olarak Nebal, Afganistan, Şili, Bolivya…vb verilebilir. En az farka sahip ülkelere ise; Hollanda, İngiltere, Almanya, Danimarka…vb örnek verebiliriz.

Sıkça Sorulan Sorular

Soru 1) Ekvatordan kutuplara gidildiginde izdüşüm alan ile gerçek alan durumu?

  • Bu soruda bilmeniz gereken husus izdüşüm alan ile gerçek alanın meridyen ve enlem gibi konularında değerlendirilemeyeceğidir. Yani soru meridyenler arasında gibi bir ifade vermeyip genel bir ifade ile “ekvatorlardan kutuplara doğru” bir ifade vermiş ise değerlendirme yapılmaz. Çünkü izdüşümde her yer deniz seviyesinde kabul edildiği için değişen bir şey söz konusu değildir. Gerçek alan ise yükselti ve engebenin durumuna göre değişmektedir. Sabit bir azalma ve artma söz konusu değildir. Fakat yukarıda da belirttiğim gibi “şu meridyenler arasında” izdüşüm sorarsa, ekvatordan kutuplara doğru izdüşüm alan azalır.

Sormak istediğiniz sorularınızı yorum kısmına yazabilirsiniz.

 


Klizimetre yüzeylerin eğimini ölçen bir alettir. Bu âlet yardımı ile bir aşınım yüzeyinin, bir plato yüzeyinin, bir ovanın veya bir taraça yüzeyinin, bir vadi yamacının eğimini ölçmek mümkün olur.

cgrblmPrizmatik-Fosforlu-Eğim-Ölçerli-Pusula

 
Prof.Dr. Deniz EKİCİ hocamızın ders notlarından yararlanılmıştır.


Bu çalışma Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğrencilerinden Birol YILDIZ tarafından hazırlanmıştır
Çalışma teması BOZCAADA arazi yapısının Jeolojik Ve Jeomorfolojik yapısıdır.

Bozcada Arazi Çalışması Raporu

Sırasıyla : Batı Burnu,Zunguma Burnu ve Ayazma Plajı.

Bozcaada arazi yapısı olarak miyosen yaşlı kayaçlardan oluşmaktadır. Adanın %6’lık dilimi kumul sahalarından meydana gelmekte ve adada plajlı yapı 15˚ eğime sahiptir. Ayrıca niş eğim kırıklığı vardır.Kıyılarda ise doğal köprü oluşumlarına rastlanır.Ve bu durum geniş plajlar şelf ortamındaki sığlığı kanıtlar.Kumul sahasındaki unsurlar ise ince-iri kumullardan oluşur.Ayrıca adada embriyotik (yeni oluşum) kumul sırtlarının oluşumlarınada rastlanır.


Resim 1 : Batı burnu kıyalarından bir kumul sırtı.

Kıyı kumulunun oluşabilmesi için kıyı ortamına bol sediman taşınması gerekmektedir.Ayrıca bu ortam içinde gelgit genliğinin az olması gerekir.Kıyı oluşumunda bir yönden esen rüzgarlar etkilidir.Ayrıca bu bölgedeki “niş” oluşumu da yüksek enerjili kıyı oluşumunu kanıtlamaktadır.Burdaki kumulların uzanış yönünden de rüzgar yönünü tahmin edebiliriz.Dikkatimizi çeken önemli bir noktada Kum dalgası yani (Ripple-Mark) tır. Kum dalgası (Ripple-Mark)lar kumullara dalgalı bir görünüm kazandırırlar. Ripple-marklar birbirine paralel küçük sırtlarla bunların arasında yer alan oluklardan oluşur.Bu kumullarda rüzgara bakan yamacın eğimi diğer yamacın eğiminden daha fazladır.


Resim 2 : Ripple-Mark

Kumul sahalarından başlayarak kıyı şeridine kadar “elektriksel öz direnç” değerlerini kullanarak bundan elde edilen veriler ışığında kıyı ortamının geçmişi hakkında bilgi sahibi olabiliriz.


Resim 3: Batı burnu kıyısı ve kumul sahası arasında yapılan Elektiriksel Özdirenç çalışması.

Bu çalışmanın amacı Elektriksel Özdirenç verileri yoluyla arazi yapınsın geçmişi hakkında bilgi edinmek ve buna bağlı olarak kıyı ve kumul sahaları arasındaki bu süreci morfolojik açıdan artaya koymaktır.

Bölgede kumul bitkileri oluşumu vardır. Kumul alanlarda yetişen bu bitkilere topraktaki tuz bitkiye zarar vememektedir çünkü bitkiler yapısı itibariyle çok dayanıklıdır. Özellikle Amoflia tuza ve sıcağa karşı töleranslıdır.


Resim 4: Kumul Bitkileri

Bölgelde gel git kaynaklı oluşan deniz çayırlarınada rastlamaktayız.


Resim 5: Deniz Çayırı

Adanın batı ucuna gittiğimizde Kum taşlarından oluşmuş doğal bir köprü örneğine rastlıyoruz. Bu tür köprüler genel olarak yüksek falezli kıyılarda oluşur.


Resim 6: Doğal Köprü

Kıyı kumullarından iç kesimlere doğru ilerledikçe küçük çölleri andıran kumul sahalarına rastlıyoruz. Deflasyon Çukuru olarak adlandırdığımız bu yapılar rüzgarın etkisiyle meydana gelip U şeklinde Parabolik bir şekil oluştururlar.


Resim 7: Deflasyon Çukuru

Yalıtaşları: Kıyı kumullarının bulunduğu yerlerde oluşurlar.Bu bölgelerde yeraltındaki kireç kristalleşip kum ve çakıl tanelerini birbirine bağlayarak yalıtaşlarını oluşturur.Daha sonra kumulun gevşek bölümleri rüzgarla taşınınca ya da savrulunca alttaki yalıtaşları ortaya çıkar.Yalıtaşlarının oluşması için yer altı sularının kireçli olması ve buharlaşmanın çok yüksek oranda olması gerekir.

Yalıtaşları bir konglomera karakterindedirler.Bünyelerinde farklı büyüklükteki yapılarıı bulundururlar.Gel-git içi zonda buharlaşmaya bağlı olarak bu unsurlar birbirine bağlıdır.Yalıtaşları üstünde mavi yeşil algler etkisi önemlidir.
Yalıtaşlarının büyük bölümü “holosen” dönemine aittir.Yalıtaşları deniz seviyesinin belirlenmesinde (stratigrafisi) ve araştırılmasında önemli ipuçları verir.


Resim 8: Bozcaadadaki yalıtaşlarından(Beachrock) bir görünüm.

Eolinit
Bozcaada’nın güney kıyısındayız. Bölge çok fazla rüzgar almıyor. Arkasındaki tepeler kuzeyden gelen rüzgarı kesmektedir. Ana kaya farklı killi tabakalardan oluşmakta ve üstünden çıkıntı yaparak gelen bir birim olan eoliniti açığa çıkarmaktadır.Taşlaşmış fosil kumul (eolinit) karbonatla yardımıyla reaksiyon geçirerek şimdiki şeklini almıştır. Sığı şelf ortamda biriken kalsiyum karbonat buzul sonrası dönemde karaya taşınmış ve yaşlaşmaya yol açmıştır. Bozcaada’nın güney kıyısındaki bu Eolinit Türkiye nin en güzel Eolinitidir.


Resim 9: Eolinit


Evet arkadaşlar bü dökümanda Fiziksel Ve Kimyasal AyrışmA TÜRLERİ ni ayrtıntılı olarak inceliyoruz… Telif hakkı : Hacettepe Universitesinden Prof.Doç.Kadir DİRİK hocamıza Aittir..

E- MAIL: kdirik@hacettepe.edu.tr
: kadir.dirik@gmail.com

 

Fiziksel ve Kimyasal AyrısmA


Reklamlar

Toplam Ziyarteçi Sayısı

  • 9.119.043 kişi

Diğer 1.783 takipçiye katılın

Reklamlar