COĞRAFYA BİLİM

Archive for the ‘Fiziki Coğrafya’ Category


Okyanus ve denizleri tuzlu hala getiren çözünmüş tuz maddelerdir. Bu çözünen maddeler; potasyum nitrat, sodyum klorür ve bikarbonat bileşikleridir. Okyanusların yaklaşık %97’si tuzludur. Bu oran neredeyse sabittir. Tuzlar milyarlarca yıl önce okyanus ve deniz çanaklarında birikmiştir. Okyanuslar sürekli bir karışım halinde olduğu için tuzluluk oranları yakındır. Denizler ise değişen özelliklerine göre farklı tuz oranlarına sahiptir. Örneğin ülkemizde en az tuzluluk oranına sahip Karadeniz iken en fazla tuzluluk Akdeniz’de bulunmaktadır. Klasik bir ifade ile kuzeyden güneye doğru tuzluluk oranı artmaktadır. 

Tuzluluğu Etkileyen Faktörler

  • Sıcaklık
  • Su giriş ve çıkışları
  • Volkanik Faaliyetler
  • Yağışlar
  • Havza çanağının kayaç yapısı 

Atmosfer canlı varlıkların yaşamlarının sürdürebilmesi için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. 

*Atmosfer Güneşten gelen ısı ve ışınları süzerek canlılar için elverişli ısı ve ışı düzeyinde tutar.

*Atmosfer Dünya’nın etrafını kuşatmıştır ve onunla birlikte hareket etmektedir. Dışarıdan bir kalkan görevi görerek dönüşten kaynaklı sürtünmeden oluşabilecek zararlardan korur.

*Uzayda birçok meteorlar (gök taşları) bulunmaktadır. Bu meteorlar her zaman kusursuz bir şekilde uzayda yol almaz. Dünya’ya çarpan meteorlar atmosfere çarparak parçalanır ve yanar. Atmosfer bir kalkan görevi görür ve büyük zararlardan bizi korur.

*Atmosfer içinde yer alan ozon tabakası sayesinde güneşten gelen zararlı ışınları tutarak dünyaya ulaşmasını engeller.

*Hava olaylarının ve iklimlerin oluşmasını sağlar.

*Güneş ışınların kırılmasını sağlayarak gölgede kalan yerlerin aydınlanmasını sağlar.

*Ses dalgalarının havadan iletilmesine olanak verir.  


Dünyaya dışarıdan bakıldığında fark edilmeyen durum, üzerine bastığımız kara parçasının birbirinden ayrı levhalar halinde olduğudur. Var olan bu levhalar ise sürekli hareket halindedir. Büyük ve küçük levhalar halinde onlarca levha bulunmaktadır. Bu levhalar birbirinden uzaklaşan, birbirine yaklaşan ve bir birine yanal bir şekilde hareket göstermektedir.

Atlas Okyanusu’da bulunan iki levha birbirinden ayrılmaktadır. Yer katmanın bir altında yer alan mantodaki akımlar bu iki levhayı birbirinden ayrılmaktadır. Bu iki levha sınırında lav ve gaz çıkışları meydana gelmektedir.  Açılan levhalar arasına bu çıkan maddeler soğuyarak doldurmaktadır. Bu oluşumlar gibi zaman okyanus tabanında kalırken kimi zamanda okyanus üzerine çıkarak adalar oluşturmaktadır. İzlanda bu iki levhanın ayrıldığı çizgide bulunmaktadır. Bu oluşum İzlanda’nın her yıl 5 cm genişlemesine neden olmaktadır. Bununla birlikte adana depremlere, volkan patlamalarına ve gaz çıkışlarına neden olmaktadır. 

Depremlerin en şiddetli yaşanmış olduğu yerler levhaların birbirine doğru veya bir levhanın başka bir levhaya doğru hareket eden levha sınırlarında meydana gelmektedir. Bugün Asya Kıtasında 8 bin km’lik Hindistan ve Avrasya levhalarının çarpışmaktadır. Bu alanlar Dünya üzerindeki en büyük depremlere neden olmaktadır. Hint levhasının Avrasya levhasının altına girerek kıvrılması ile Dünya üzerindeki en yüksek yer şekillerini yani Himalaya Dağlarını oluşturmuştur. Bu büyük enerji birikimi bazen çok büyük depremlere neden olmaktadır. 

2015 yılında gerçekleşen 7.5 şiddettindeki Nepal depreminde tapınaklar, evler yıkılmış ve binlerce insan ölmüştür. 

Japonya kıyılarında ise iki levha birbirine doğru ilerlemektedir. Okyanus tabanında gerçekleşen bu oluşumdan birbirini iten levhalar okyanus tabanına doğru batmakta, gerilimden oluşan enerji birden boşalması ile büyük depremler ve büyük bir doğal afet olan tsunami oluşmasına neden olmaktadır.

2011 yılında meydana gelen bu iki levha sınırındaki deprem nedeni ile büyük bir tsunami oluşmuş ve Japonya’nın doğu kıyılarını vurmuştur. Tsunami 18 bin insanın ölümüne, yerleşim alanlarının kıyı ile birleşmesine ve Fukuşima Nükleer Santrali’nin zarar görmesi ile radyoaktif maddelerin atmosfere karışımasına neden olmuştur.

Dünya üzerinden aktif levha sınırlarından birisi de Batı Amerika kıyısında bulunan Kaliforniya Eyaletinde bulunmaktadır. San Andreas fayı olarak adlandıran bu levha sınırında levhalar yanal olarak birbirine sürtünerek hareket etmektedir. Sürtünme her zaman kusursuz bir şekilde gerçekleşmemektedir. Sürtünmede meydana gelen gerilim nedeniyle Kaliforniya Eyaleti her an patlamaya hazır bir bombanın üstünde gibidir.

Dünya üzerindeki levhalar sürekli hareket halinde. Yer yer yeryüzünü sallamaya devam ediyor. Levha sınırlarında ve çevresinde bulunan alanlar bu gerçekle yüzleşmeye devam edecekler.        


Bora rüzgarı katabatik bir rüzgar türüdür. Katabatik rüzgarlar, atmosferdeki soğuk havanın dikey olarak alçalması ile oluşmaktadır. Bu alçalma bazen binlerce metreyi bulabilir. Bu rüzgarların hızı saatte 300 km üzerine çıkabilmektedir. Bora rüzgarı katabatik rüzgarların en tipik örneğidir. 

Bora rüzgarı yılın her zamanında esen soğuk ve kurudur. En şiddetli dönemlerini kasım ve mart aylarında meydana gelmektedir.

Bora rüzgarı genellikle Adriyatik Denizi’nin doğu kısmındaki dağlardan, Dinar Alpleri’deki boşluklara doğru eser. Karadağlı Littoral , Dalmaçya , Istria , Rijeka , Slovenya Littoral , Trieste bölgelerinde hissedilir. 


Enlemler ve meridyenler dünyayı çevreleyen hayali çizgilerdir. Bunlar sayesinde dünya üzerinde koordinat sistemlerini kullanabiliyoruz. Aslında matematiksel olarak dünyamızı konumlandırmamızı sağlıyorlar. Her ne kadar görünmez olsalar da “0” derece enlemi (ekvator) dünyamızı yatayda kuzey ve güney olmak üzere iki parçaya ayırıyor. “0” derece meridyeni de dikeyde dünyamızı doğu-batı olarak ayırıyor. Bu değerler bilim insanları tarafından bir referans değeri olarak belirlenmiştir.

 Tuhaf olan ise 0° enlemi ile 0° boylamı çok az bilinen su kütlesinde kesişmesidir. Kesin olarak 0° enlemi ve boylamı Gana’nın 611 km güneyine, Gabon’un 1.078 km batısında yer almaktadır. Bu yer Atlantik Okyanusu’nda tropikal kuşakta yer alan Gine Körfezi’ne denk gelmektedir.


 Güneş dünyamızın tek enerji ve ısı kaynağıdır. Dünya’da görebildiğimiz her şeyi güneşe borçluyuz. Güneşten gelen ışınlar her rengi taşımaktadır. Güneş ışınları Dünya’nın atmosferine ulaşır ve havada bulunan partiküller ve gazlara maruz kalarak çeşitli yönlere dağılır. Güneş ışığı her ne kadar beyaz ışık gibi görünse de içinde bütün renkleri barındırır. Bu beyaz ışık bir prizmadan geçtiğinde tüm renklerine ayrılır. 

Işık enerjisi deniz dalgalanmaları gibi dalgalar halinde hareket eder. Bazı ışık dalgaları kısa bazıları ise uzun dalgalar şeklinde hareket eder. Bunu aşağıdaki resimde görebilirsiniz. 

Mavi ışık dalgaları, bu dalgalar arasında kısa dalgalı olarak hareket etmektedir. Kısa dalgalar ise uzun dalgalara göre daha çok dağılır. Bu nedenden dolayı gökyüzü çoğu zaman mavi olarak görürüz. Çoğu zaman diyoruz çünkü gökyüzü ışın kırılmalarına bağlı olarak bazen gri tonlarında bazen kızıl tonlarında olabilir. 


Kaldera, volkanik faaliyetler sırasında patlamalardan sonra volkan bacasında gelen çökmeler ile oluşan yer şekillenmesidir. Bir açıdan anlamak adına ters volkanlar olarak düşünülebilir. Patlamanın kuvvet ve şiddetine bağlı olarak kaldera büyüklük ve şekil kazanmaktadır. Bunun yanında lafların akışkanlığı da önemlidir. Lavlar içerdikleri unsurlar ile akışkanlık kazanır. Çok akışkan bir laf hem kuvvetli patlama içermezken volkan bacası oluşturmada da zayıftır. Bu yüzden akışkanlığı az olan laf içeren volkanlarda kaldera oluşumu söz konusudur.

Kaldera veya krater gölü, mevcut patlamadan sonra oluşan kalderanın su tutmak için uygun yapıya bağlı olarak zamanla gelen yağışların tutulmasıyla oluşur. Mevcut kaldera gölü içinde tekrar bir volkanik faaliyete bağlı olarak göl içinde ikinci bir kaldera oluşabilir. Endonezya’da yer alan Toba Volkanının oluşturmuş olduğu kaldera gölü bunun eşsiz örneğidir. Ülkemizde yer alan Nemrut Krateri içinde Nemrut Gölü oluşmuştur. 

Dünyada bulunan bazı krater gölleri ;

 


Toplam Ziyarteçi Sayısı

  • 9.153.553 kişi

Diğer 1.969 takipçiye katılın