Reklamlar

COĞRAFYA BİLİM

Archive for the ‘Ekoloji’ Category


Bu çalışma Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğrencilerinden Birol YILDIZ tarafından hazırlanmıştır
Çalışma teması BOZCAADA arazi yapısının Jeolojik Ve Jeomorfolojik yapısıdır.

Bozcada Arazi Çalışması Raporu

Sırasıyla : Batı Burnu,Zunguma Burnu ve Ayazma Plajı.

Bozcaada arazi yapısı olarak miyosen yaşlı kayaçlardan oluşmaktadır. Adanın %6’lık dilimi kumul sahalarından meydana gelmekte ve adada plajlı yapı 15˚ eğime sahiptir. Ayrıca niş eğim kırıklığı vardır.Kıyılarda ise doğal köprü oluşumlarına rastlanır.Ve bu durum geniş plajlar şelf ortamındaki sığlığı kanıtlar.Kumul sahasındaki unsurlar ise ince-iri kumullardan oluşur.Ayrıca adada embriyotik (yeni oluşum) kumul sırtlarının oluşumlarınada rastlanır.


Resim 1 : Batı burnu kıyalarından bir kumul sırtı.

Kıyı kumulunun oluşabilmesi için kıyı ortamına bol sediman taşınması gerekmektedir.Ayrıca bu ortam içinde gelgit genliğinin az olması gerekir.Kıyı oluşumunda bir yönden esen rüzgarlar etkilidir.Ayrıca bu bölgedeki “niş” oluşumu da yüksek enerjili kıyı oluşumunu kanıtlamaktadır.Burdaki kumulların uzanış yönünden de rüzgar yönünü tahmin edebiliriz.Dikkatimizi çeken önemli bir noktada Kum dalgası yani (Ripple-Mark) tır. Kum dalgası (Ripple-Mark)lar kumullara dalgalı bir görünüm kazandırırlar. Ripple-marklar birbirine paralel küçük sırtlarla bunların arasında yer alan oluklardan oluşur.Bu kumullarda rüzgara bakan yamacın eğimi diğer yamacın eğiminden daha fazladır.


Resim 2 : Ripple-Mark

Kumul sahalarından başlayarak kıyı şeridine kadar “elektriksel öz direnç” değerlerini kullanarak bundan elde edilen veriler ışığında kıyı ortamının geçmişi hakkında bilgi sahibi olabiliriz.


Resim 3: Batı burnu kıyısı ve kumul sahası arasında yapılan Elektiriksel Özdirenç çalışması.

Bu çalışmanın amacı Elektriksel Özdirenç verileri yoluyla arazi yapınsın geçmişi hakkında bilgi edinmek ve buna bağlı olarak kıyı ve kumul sahaları arasındaki bu süreci morfolojik açıdan artaya koymaktır.

Bölgede kumul bitkileri oluşumu vardır. Kumul alanlarda yetişen bu bitkilere topraktaki tuz bitkiye zarar vememektedir çünkü bitkiler yapısı itibariyle çok dayanıklıdır. Özellikle Amoflia tuza ve sıcağa karşı töleranslıdır.


Resim 4: Kumul Bitkileri

Bölgelde gel git kaynaklı oluşan deniz çayırlarınada rastlamaktayız.


Resim 5: Deniz Çayırı

Adanın batı ucuna gittiğimizde Kum taşlarından oluşmuş doğal bir köprü örneğine rastlıyoruz. Bu tür köprüler genel olarak yüksek falezli kıyılarda oluşur.


Resim 6: Doğal Köprü

Kıyı kumullarından iç kesimlere doğru ilerledikçe küçük çölleri andıran kumul sahalarına rastlıyoruz. Deflasyon Çukuru olarak adlandırdığımız bu yapılar rüzgarın etkisiyle meydana gelip U şeklinde Parabolik bir şekil oluştururlar.


Resim 7: Deflasyon Çukuru

Yalıtaşları: Kıyı kumullarının bulunduğu yerlerde oluşurlar.Bu bölgelerde yeraltındaki kireç kristalleşip kum ve çakıl tanelerini birbirine bağlayarak yalıtaşlarını oluşturur.Daha sonra kumulun gevşek bölümleri rüzgarla taşınınca ya da savrulunca alttaki yalıtaşları ortaya çıkar.Yalıtaşlarının oluşması için yer altı sularının kireçli olması ve buharlaşmanın çok yüksek oranda olması gerekir.

Yalıtaşları bir konglomera karakterindedirler.Bünyelerinde farklı büyüklükteki yapılarıı bulundururlar.Gel-git içi zonda buharlaşmaya bağlı olarak bu unsurlar birbirine bağlıdır.Yalıtaşları üstünde mavi yeşil algler etkisi önemlidir.
Yalıtaşlarının büyük bölümü “holosen” dönemine aittir.Yalıtaşları deniz seviyesinin belirlenmesinde (stratigrafisi) ve araştırılmasında önemli ipuçları verir.


Resim 8: Bozcaadadaki yalıtaşlarından(Beachrock) bir görünüm.

Eolinit
Bozcaada’nın güney kıyısındayız. Bölge çok fazla rüzgar almıyor. Arkasındaki tepeler kuzeyden gelen rüzgarı kesmektedir. Ana kaya farklı killi tabakalardan oluşmakta ve üstünden çıkıntı yaparak gelen bir birim olan eoliniti açığa çıkarmaktadır.Taşlaşmış fosil kumul (eolinit) karbonatla yardımıyla reaksiyon geçirerek şimdiki şeklini almıştır. Sığı şelf ortamda biriken kalsiyum karbonat buzul sonrası dönemde karaya taşınmış ve yaşlaşmaya yol açmıştır. Bozcaada’nın güney kıyısındaki bu Eolinit Türkiye nin en güzel Eolinitidir.


Resim 9: Eolinit

Reklamlar

Telif Hakkı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Akademisyenlerinden Doç. Dr.Cengiz AKBULAK Hocamıza aittir merak edilen noktalar için iletişim adresi :
Tel: 0 286 2180018 / 1797
e-mail: cakbulak@comu.edu.tr

TARIM ÖNCESİ YAŞAM


YERYÜZÜNDEKİ BAŞLICA İKLİM TİPLERİ

iklim haritasi

iklim haritasi

Dünya’nın hemen her bölgesinin kendine özgü bir iklimi bulunmaktadır. Yüzlerce km² lik sahaları etkileyen büyük iklim gruplarına makroklima adı verilmektedir.

Makroklimalar içerisinde bölgesel farklılıklar gösteren, özel koşullu küçük iklim alanlarına da mikroklima denilmektedir.

Yurdumuzda buna örnek: Iğdır’da pamuk tarımı yapılabilmesi ve Rize’de turunçgiller tarımı yapılabilmesidir.

EKVATORAL İKLİM

    

  • 10º kuzey ve güney enlemleri arasında görülür.. Özellikle Amazon ve Kongo Havzaları, Malezya , Endonezya,  Filipinler ve Papua Yeni Gine’de etkilidir.
  • Yıllık sıcaklık ortalaması    25 °C’nin  üstündedir.
  • Yıllık ve günlük sıcaklık farkı en az olan iklimdir (1-2 °C civarında). Sebepleri : Güneş ışınlarının bütün yıl dike yakın açıyla düşmesi ve nemliliğin fazla olmasıdır.
  • Her mevsim düzenli yağış alır. Fakat en fazla yağış güneş ışınlarının Ekvatora dik geldiği tarihlerde görülür. Sebebi; yükselici hava hareketlerinin artmasıdır.
  • Yağışlar oluşum bakımından konveksiyon yağışlarına örnektir.
  •  Yıllık yağış miktarı 2000 mm ‘nin üstündedir.
  • Bitki örtüsü bütün yıl yeşil kalan sık ve uzun boylu yağmur ormanlarıdır.
  • Yağışların fazla olması ve yüksek sıcaklık kimyasal çözülmeyi artırmıştır.
  • Topraklar fazla yıkandığı için verimi düşüktür ve kırmızı renkli Laterit topraklarıdır.  
  • Ekvatoral bölgede 1000 m nin altındaki yerlerde sık orman örtüsü, bataklıklar, yüksek sıcaklık ve nem sebebiyle nüfus çok seyrektir.

SUBTROPİKAL (SAVAN) İKLİMİ

 

  • Ekvatoral iklim ile çöl iklimi arasında görülür (10-20° kuzey ve güney enlemleri arasında görülür)
  • Bu iklim bölgesinde güneş ışınları yılda iki kez dik açıyla düşer. Güneş ışınlarının dik geldiği yaz dönemi yağışlı , kışlar kuraktır.
  • Sıcaklık ortalaması bütün yıl 20 °C nin üstündedir.
  •  Yıllık yağış miktarı 1000-1200 mm arasındadır.
  • Bitki örtüsü savandır. Savanlar uzun süre yeşil kalan , gür ve uzun boylu ot topluluklarıdır. Savan bitki örtüsü içinde yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde ve akarsu boylarında ormanlar görülür.

MUSON İKLİMİ

  • Muson rüzgarlarının etkili olduğu Güney, ve Güneydoğu Asya’da etkilidir. Ayrıca; Avustralya’nın kuzeyinde ve  Doğu Afrika’da Madagaskar adasında etkilidir.
  • Muson rüzgarlarından dolayı bu iklimde yaz mevsimi yağışlı , kışlar kuraktır. Bu yönüyle savan iklimi ile benzerlik gösterir.
  • Sıcaklık ortalaması bütün yıl 10 °C nin üstündedir.
  • Yıllık sıcaklık farkı Savan iklimine göre fazladır.
  • Yıllık yağış miktarı 1000-1500 mm civarındadır. Ancak kıyı kesimlerde bu yağış miktarı çok daha fazla olabilmektedir. Örnek Hindistan’ın kuzey doğusunda yer alan Çerapunçi  12000 mm  yağış almaktadır (Dünyanın en fazla yağış alan yeridir).
  • Bitki örtüsü kışın yaprağını döken geniş yapraklı muson ormanlarıdır.

ÇÖL İKLİMLERİ

  • Yıllık yağış miktarı 150 mm nin altında olan bölgelerde çöl iklimleri görülür.

Sıcak Çöller ( Tropikal)

  • Dönenceler çevresinde görülür. Oluşmasında dünyanın günlük hareketinden kaynaklanan dinamik yüksek basınç etkilidir.
  • Mutlak ve bağıl nem çok düşüktür. Bu sebeple günlük sıcaklık farkı en fazla olan iklimdir.
  • Belirli bir yağış mevsimi yoktur. Bazı yıllar hiç yağış olmayabilir.
  • Mekanik çözülmenin en fazla olduğu iklimdir.
  • Yıllık sıcaklık farkı günlük sıcaklık farkı kadar yüksek değildir. Çünkü güneş ışınları bu alanlara yıl boyunca dike yakın açıyla düşmektedir.
  • Bitki örtüsü yok denecek kadar azdır. Cılız ot ve çalılıklarla kaktüs iklimin doğal bitki örtüsünü oluştururlar.
  • Çöllerde yer altı su seviyesinin yüzeye yakın olduğu veya çıktığı  yerler olan vahalar  canlı yaşamı için elverişli yerleri oluşturur. Vahaların en önemli tarım ürünü hurmadır.

Karasal Çöl

  • Ilıman kuşak  kara içlerinde etrafı dağlarla çevrili çukur alanlarda görülür. Buralarda çöl özellikleri görülme sebebi yağış azlığıdır.
  • Görüldüğü yerler: Kızılkum (Özbekistan), Karakum (Türkmenistan), Gobi (Moğolistan), Taklamakan (Çin) çölleridir.


ILIMAN OKYANUS İKLİMİ

  • Genel olarak, 30° – 60° enlemleri arasında, karaların batı kıyılarında görülür. Batı Rüzgarları ve sıcak su akıntıları etkisiyle oluşan iklim tipidir. Yurdumuzda Karadeniz kıyılarında  bu iklime benzer iklim şartları görülür.
  • Yazlar serin, kışlar ılıktır. Her mevsim yağışlıdır.
  • En sıcak ay ortalaması 24-25 °C, en soğuk ay ortalaması 5-7 °C dir. Yıllık ortalama 13-15 °C dir.
  • Günlük ve yıllık sıcaklık farkı azdır. Nemlilik fazla olduğu için.  
  • Yıllık yağış miktarı 1500 mm civarındadır. Yükseltisi fazla olan yerlerde bu miktar artmaktadır.
  • En fazla yağış Sonbaharda, en az yağış ilkbaharda görülür.
  • Yağış oluşumu yamaç yağışı şeklindedir.
  • Bitki örtüsü yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Ormanların tahrip edildiği yerlerde ortaya çıkan çalılıklara yalancı maki (Psödomaki) denir. Bunların da tahrip edildiği yerlerde çayırlar bulunur.

 AKDENİZ İKLİMİ

  • Genel olarak, 30° – 40° enlemleri arasında görülür.
  • Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler    ( Libya ve  Mısır hariç. Buralarda görülmeme  sebebi yer şekillerinin engebesiz olmasıdır ). Avustralya’nın  güneybatısı,  G. Afrika Cumhuriyeti’nde Kap bölgesi, Şili’nin orta kesimleri ve Kuzey Amerika’da  Kaliforniya çevresinde etkilidir.
  • Yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.
  • Yaz sıcaklığı güneş ışınlarının düşme açısına, kuraklık ise alçalıcı hava hareketlerine bağlıdır.
  •  En sıcak ay ortalaması 28-30°C , en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir.  Yıllık ortalama 18°C dir.
  • Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür.
  • En fazla yağış kışın , en az yağış yazın düşer.
  • Kışın görülen yağışlar Cephesel kökenlidir. Cephesel yağışlar en fazla bu ikimde görülür.
  • Yıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600-1000 mm arasındadır.
  • Bitki örtüsü ; kızılçam ormanlarının tahrip edilmesiyle ortaya çıkan makilerdir.
  • Makiler, sürekli yeşil kalabilen, kısa boylu, sert yapraklı, kuraklığa dayanıklı, bodur bitkilerdir.  Mersin, defne, kocayemiş, keçiboynuzu, zakkum, zeytin, süpürge çalısı gibi bitkiler başlıca maki türleridir.

STEP İKLİMİ

  • Sıcak ve ılıman kuşak kara içlerinde görülür. Yurdumuzda İç Anadolu Bölgesi’nde ve Ergene Bölümü’nde  görülen karasal iklim buna örnektir.
  • Yazlar sıcak ve kurak , kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.
  • En sıcak ay ortalaması 20-25 °C dir.
  • En soğuk ay ortalaması da 0- (-2) °C dir.
  • En fazla yağış ilkbaharda, en az yağış yazın düşer.
  • İlkbaharda görülen yağışlar genelde konveksiyon (Kırkikindi) yağışı şeklindedir.
  • Yıllık yağış miktarı 300-500 mm civarındadır. 
  • Bitki örtüsü ilkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz başlarında kuruyan küçük boylu ot topluluğudur. Buna step (bozkır) bitki örtüsü denir.
  • Bozkır bitki örtüsü içinde geven , deve dikeni, gelincik, çoban yastığı gibi bitkiler yer almaktadır.
  • Karasal iklimlerde ormanların ortadan kaldırılması sonucunda oluşan bozkırlara antropojen bozkır denir.
  • Bu tür bozkırlar, ormanların tahrip edilmesi sonucunda ortaya çıktığından yer yer orman ağacı topluluklarına rastlanır.

ORTA KUŞAK KARASAL İKLİM

  • Deniz etkisinden uzak kara içlerinde ve ılıman kuşak karalarının doğu kıyılarında (soğuk su akıntısından dolayı) görülür. Yurdumuzda ise Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum –Kars Bölümünde görülen karasal iklim buna benzer.
  • Kış erken gelir, çok soğuk olur. Kar ortalama 80-90 gün toprak üstünde kalır. Yaz da erken gelir ve çok sıcak olur. Karlar hızla erir.
  • En sıcak ay ortalaması 20 °C civarındadır. Bazen sıcaklık 30 °C ye kadar çıkabilmektedir.
  • En soğuk ay ortalaması –10 °C civarındadır. Bazı günler –40 °C ye kadar sıcaklığın düştüğü de gözlenebilmektedir.
  • Yıllık sıcaklık ortalaması 3-5 °C dir.
  • Yıllık sıcaklık farkı 40-50 °C ye kadar ulaşabilmektedir.
  • En fazla yağış ilkbahar ve yaz dönemlerinde düşmektedir. Karasallık arttıkça yağışlar yaz mevsimine kaymaktadır. Ör. Erzurum –Kars bölümünde olduğu gibi.
  • En az yağış kışın düşmektedir ve kışın düşen yağışlar kar şeklindedir.
  • Yıllık yağış ortalaması 500-600 mm civarındadır.
  • Doğal bitki örtüsü bozkırdır (yaz yağışlarının fazlalığından dolayı alpin çayır şeklindedir.)
  • Yağışın fazla olduğu yerlerde iğne yapraklı ormanlar (Tayga) vardır. Sibirya ve Kanada da iğne yapraklı ormanlara tayga ormanları adı verilir. Taygalar, Dünya ormanlarının % 15’ini oluştururlar.


TUNDRA İKLİMİ

  • Sibirya, İskandinavya Yarımadasının kuzeyinde, Kanada’nın kuzeyinde, Grönland adasının kıyı kesimlerinde görülür.
  • En sıcak ay ortalaması 10 °C yi geçmez. Kışın sıcaklık –30, -40 °C’lara kadar iner.
  • Yıllık yağış miktarı 200-250 mm civarındadır.
  • Toprak yılın büyük bir kesiminde donmuş haldedir. Sadece yazın sıcaklığın artması ile toprağın üst kısmındaki buzlar erir ve bataklıklar oluşur.
  • Bitki örtüsü yosun ,ot ve cılız çalılıklardan oluşan tundra bitki örtüsüdür.

KUTUP İKLİMİ

  • Grönland adasının iç kesimleri ile Antartika kıtasında görülür.
  • Sıcaklık  bütün yıl 0 °C nin altındadır.
  • Zemin buzlarla kaplıdır.
  • Bitki örtüsü yoktur
  • Güneşlenme süresi çok uzun olmasına rağmen sıcaklık yükselmez. Sebebi güneş ışınlarının eğik açılarla gelmesidir.
  • Sıcaklık düşük olduğundan buharlaşma ile atmosfere karışan nem azdır. Bundan dolayı yağış ta azdır. Bu sebeple kutup iklimine soğuk çöl iklimi de denir.

 

İlgili Konular;

İklim Tipleri-Dünya’da İklim ve Doğal Bitki Örtüsü (1)

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

iklim haritasi

iklim haritasi

Dünya’da İklim ve Doğal Bitki Örtüsü

Dünya’da Görülen İklim Tipleri

Bir yerde benzer sıcaklık, basınç, rüzgar, nemlilik ve yağış özelliklerinin uzun süre etkili olmasıyla iklim tipleri belirmektedir. İklimi oluşturan bu öğelerden birinin ya da ikisinin farklı olması, değişik iklim tiplerinin ortaya çıkmasına neden olur.

Dünya’da görülen iklimler, sıcak kuşak iklimleri, ılıman kuşak iklimleri ve soğuk kuşak iklimleri olarak üöç ana bölümde toplanır.

Sıcak Kuşak İklimleri

Sıcak Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin üstündedir.
Sıcaklık farkları Ekvator’dan uzaklaşdıkça artar.
Soğuk mevsim yoktur.
Yağış özellikleri farklılık gösterir.

Ekvatoral İklim

Ekvatoral İklimin Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamasının 20°C’nin üstünde olduğu ekvatoral iklimde yıl boyunca yaz koşulları yaşanır.

Güneş ışınları, yıl boyunca dik ve dike yakın açılarla geldiğinden yıllık sıcaklık farkı azdır.

Yıl boyunca yükseltici hava hareketlerine bağlı olarak konveksiyonel yağış görülür.

Yıllık yağış miktarı 2000 mm’nin üzerindedir. Her mevsimin yağışlı olduğu ekvatoral bölge akarsularının rejimleri düzenlidir ve yıl boyunca bol su taşır. Güneş ışınlarının dik geldiği Mart ve Eylül aylarında yağışlar artar. Bu nedenle ekinokslarda (21 Mart – 23 Eylül) akarsularda kabarma olur.

Konveksiyonel Yağış : Isınan havanın yükselerek soğuması ile oluşan yağışlardır.

UYARI : Ekvatoral iklimde yıllık sıcaklık farklarının az olması güneş ışınlarının yere değme açılarının az değişmesiyle, günlük sıcaklık farklarının az olması ise nem oranının yüksek olmasıyla ilgilidir.

Ekvatoral İklimin Doğal Bitki Örtüsü

Yıl boyunca sıcaklık ve nem koşulları elverişli olduğundan sürekli yeşil kalabilen yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan gür ormanlardır. Yağmur ormanları adı verilen bu ormanlardaki ağaçların boyu yağış miktarının fazla olması nedeniyle 40-60 m lere kadar çıkabilir. Ormanaltı floarası da çok zengindir.

Ormanaltı Florası : Orman örtüsü altında loş ortamda yetişen, çoğunlukla ot ve sarmaşık türlerinin oluşturduğu bitki topluluğudur.

Ekvatoral İklimin Görüldüğü Yerler

10° Kuzey ve Güney enlemleri arasında,

Güney Amerika’da Amazon Havzası’nda,

Afrika’da Kongo Havzası’nda ve Gine Körfezi kıyılarında,

Asya’da Endonezya Adaları’nda görülür.

Yazları Yağışlı Tropikal İklim (Savan)

Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C’nin üstündedir.

Yazlar sıcak ve yağışlı, kışlar sıcak ve kurak geçer

Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği yaz aylarında konveksiyonel yağışlar görülür.

Kış aylarında subtropikal yüksek basıncın (DYB) etkisinde kaldığından kış kuraklığı belirgindir.

Yıllık yağış miktarı 1000 mm civarındadır.

UYARI : Savan ikliminde günlük sıcaklık farkları, nemlilik nedeniyle yazın az, kışın fazladır.

Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi) Doğal Bitki Örtüsü

Yaz yağışlarıyla yeşeren, uzun boylu, gür ot topluluklarıdır. Bunlara savan adı verilir. Savanlar arasında yer yer kurakçıl ağaçlar görülür. Akarsu boylarında ise galeri ormanları görülür.

Galeri Ormanları : Savanlardaki, küçük akarsu boylarında görülen, çoğunlukla 50-100 m genişliğinde, bir akarsu ağı biçiminde uzanan ve sürekli yeşil kalabilen nemli ormanlardır. Galeri ormanları olarak adlandırılmalarının nedeni, ağaçların, akarsuyun üstünü bir galeri şeklinde kapatmasıdır.

Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi) Görüldüğü Yerler

10° enlemleri ile dönenceler arasında,

Orta Amerika’da,

Sahra Çölü ile Ekvatoral Afrika arasında,

Güney Afrika’da,

Güney Amerika’da,

Kuzey Avustralya’da,

Madagaskar’ın batısında görülür.

Muson İklimi

Muson İkliminin Özellikleri

Kış sıcaklığı 10°C – 20°C arasında değişir. Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C nin üstündedir.

Muson rüzgarlarının etkisiyle yazlar sıcak ve bol yağışlı geçer. Kışlar ise ılık ve kuraktır.

Çoğunlukla 2000 – 5000 mm arasında değişen yıllık yağış miktarı bazı yerlerde 10000 mm’yi geçmektedir. Örneğin Hindistan’ın Çerapunçi kasabasında yıllık yağış miktarı 12000 mm’yi bulmaktadır.

Yaz aylarında orografik yağışlar görülür.

Orografik Yağışlar : Nemli hava kütlelerinin bir dağ yamacına çarparak yükselmesi sonucunda oluşan yağışlardır.

Muson İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Yağışın fazla olduğu yerlerde, kış aylarında yapraklarını döken yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar görülür. Bu ormanlara muson ormanları denir.

Muson İkliminin Görüldüğü Yerler

Güney, Doğu ve Güneydoğu Asya kıyılarında,

Madagaskar’ın doğusunda,

Avustralya’nın kuzeydoğusunda,

Kuzey Amerika’nın güneydoğu kıyılarında görülür.

Çöl İklimi

Çöl İkliminin Özellikleri

Günlük ve mevsimlik sıcaklık farklarının azla olması karakteristik özelliğidir.

Yağışlar yok denecek kadar azdır.

Sıcaklık farklarının fazla olması, kayaların fiziksel olarak parçalanıp ufalanmasına neden olur.

Kimyasal çözülme yetersiz olduğundan toprak oluşumu zordur.

Çöl İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kuraklığa uyum sağlamış olan kurakçıl otlar ve çalılardan oluşur. Kuraklığa en iyi uyum sağlamış bitkiler, gövdesinde çok miktarda su biriktirebilen kaktüslerdir. Üzerlerindeki küçük dikenler, bitkinin ısı kaybını azaltmaktadır. Ayrıca yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde vahalar oluşmuştur.

Vaha : Çöllerde suyun bulunduğu, bitkilerin yetişebildiği, insanların yerleşip barındığı yerdir. Vahalar akarsu boylarında, kuyuların açıldığı yerlerde, büyük su kaynakları yanında gelişmiştir.

Çöl İkliminin Görüldüğü Yerler

Asya Kıtası’nda; Arabistan, Gobi, Taklamakan Çöllerinde,

Kuzey Amerika’da; Kaliforniya, Nevada, Kolorado, Meksika Çöllerinde,

Afrika’da; Büyük sahra, Kalahari, Namibya Çölleri’nde,

Avustralya’da; Büyük Kum Çölü’nde,

Güney Amerika’da; Atakama Çölü’nde görülür.

UYARI : Çöllerin en büyük bölümü Kuzey yarım Küre’dedir. Bu durum, karaların Kuzey Yarım Küre’de Güney Yarım Küre’den daha fazla olmasının sonucudur.

Ilıman Kuşak İklimleri

Ilıman Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin altındadır.

Sıcaklık farkları belirgindir.

4 mevsim yaşanır.

Akdeniz İklimi

Akdeniz İkliminin Özellikleri

Yazları sıcak ve kurak geçer.

Yıllık ortalama sıcaklık 18°C – 20°C arasında değişir.

Yazın genişleyen subtropikal antisiklon (DYB), Akdeniz iklim bölgesinde yaz kuraklığını belirginleştirir.

Kışlar ılık ve yağışlıdır. Çünkü kış aylarında gezici alçak basınçlar cephesel yağışlara neden olur.

Yıllık ortalama yağış miktarı 600-1000 mm arasında değişir ve yağış rejimi düzensizdir.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

Don Olayı : Havanın açık ve durgun olduğu kış gecelerinde aşırı ısınma nedeniyle toprak donar. Don olayı tarımsal üretime büyük ölçüde zarar verir. Karasal bölgelerde don olayı sık görülür.

Akdeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kısa, bodur ağaç ve çalılardır. Bu bitki örtüsüne maki adı verilir. Yaz kuraklığına uyum sağladığından yaprakları genellikle sert, tüylü, ince ve uzundur.

Zeytin, defne, keçiboynuzu, mersin, lavanta, kekik ve zakkum maki bitki topluluğu içinde yer alır.

Akdeniz İkliminin Görüldüğü Yerler

Akdeniz çevresindeki ülkelerde,

Güney Portekiz kıyılarında,

Afrika’da Kap Bölgesi’nde,

Güneybatı Avustralya kıyılarında,

Orta Şili’de,

Kuzey Amerika’da Kaliforniya yöresinde,

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Güney kıyılarında görülür.

UYARI : Akdeniz iklimi genellikle 30°-40° enlemleri arasında görülür.

Ilıman Kuşak Okyanus İklimi

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Özellikleri

Orta Kuşak kıtalarının batı kıyılarında, batı rüzgarlarının ve sıcak su akıntılarının etkisiyle gelişen bir iklim tipidir.

Yıllık ortalama sıcaklık 20°C’nin altındadır.

Sıcaklık farkları belirgin değildir.

Yazlar serin ve yağışlı, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Her mevsim yağışlıdır. Sonbahar ve kış yağışları daha belirgindir.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

Kış aylarında cephesel, yaz aylarında hem cephesel hem de yükselim yağışları görülür.

UYARI : Okyanus ikliminin belirmesinde temel etken batı rüzgarları ve sıcak su akıntılarıdır.

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan karma ormanlardır.

Yer yer çayırlar görülür.

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Görüldüğü Yerler

Kuzey Amerika’nın batı ve güneydoğu kıyılarında,

Güney Amerika’nın güneybatı kıyılarında,

Batı Avrupa’nın Atlas Okyanusu kıyılarında,

Yeni Zellanda’da,

Afrika’nın güneyinde,

Avustralya’nın doğusunda,

Tasmanya’da görülür.

Ilıman Kuşak Karasal İklim

Ilıman Kuşak Karasal İklimin Özellikleri

Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

Günlük ve mevsimlik sıcaklık farkları belirgindir.

En yağışlı mevsim ilkbahardır.

Don olayı sık görülür.

Sıcak çöllerin kenarlarında görülen karasal iklimde yaz mevsimi kısa sürer.

UYARI : Ilıman karasal iklimde kış aylarındaki yağış azlığı, termik yüksek basıncın etkili olmasına bağlıdır. Yazın görülen yağışlar ise konveksiyoneldir.

Ilıman Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz kuraklığı ile sararan kısa boylu otlardır. Bunlara step ya da bozkır denir. Steplere Kuzey Amerika’da preri, Güney Amerika’da pampa adı verilir. Yüksek yerlerde yer yer iğne yapraklı ağaçlar görülür.

Ilıman Kuşak Karasal İkliminin Görüldüğü Yerler

Kuzey ve Güney Amerika’nın iç kısımlarında,

Anadolu’nun iç kısımlarında,

Irak’ta,

İran’da,

Türkistan’da,

Afrika’nın iç kısımlarında,

Avustralya’nın iç kısımlarında görülür.

Soğuk Kuşak İklimleri

60° – 90° enlemleri arasında görülür.

Sıcaklık yıl boyunca düşüktür.

İklimin elverişsiz olması tarımı sınırlandırmaktadır.

Soğuk Kuşak Karasal İklim

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Özellikleri

Bu iklim iki alt bölüme ayrılır.

Yazı ve Kışı Soğuk Karasal İklim

Yıllık sıcaklık farkları belirgindir.

Yazlar soğuk, yer yer serin ve kısa, kışlar ise çok soğuk, uzun ve karlı geçer. Kar uzun süre toprakta kalır.

En yağışlı mevsim yazdır ve konveksiyonel yağış görülür.

Sıcaklık ortalamalarının Ekvator’a doğru gidildikçe artmasına bağlı olarak bu iklim tipi değişir ve yazları sıcak karasal iklime geçilir.

Yazları Sıcak Karasal İklim

Kış sıcakları -10°C’nin altına inmez.

Yaz sıcaklıkları 20°C nin üstüne çıkar.

Yağış miktarı fazladır. İlkbahar ve yaz yağışları daha belirgindir.

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Bu bitki örtüsüne tayga adı verilir.

Yer yer çayırlar görülür.

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Görüldüğü Yerler

Soğuk kuşağın yazları sıcak karasal iklimi,

ABD’nin kuzeydoğusunda,

Kanada’da,

Kuzey Çin’de,

Mançurya’da,

Rusya’da,

Orta Sibirya’da görülür.

Soğuk kuşağın yazları da soğuk karasal iklimi,

Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarının kuzeyinde, tundra ikliminin altında bir kuşak halinde görülür.

Tundra İklimi

Tundra İkliminin Özellikleri

Yazlar çok kısa ve serin geçer. Yaz sıcaklığı 10°C’nin üstüne çıkmaz.
Yıllık yağış miktarı 250 mm civarındadır.
Kışlar çok soğuk ve uzun geçer.
Toprak kış aylarında donmuş haldedir.
Yaz aylarında toprağın üst kısımlarında çözülmeler görülür ve bataklıklar oluşur.

Tundra İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Düşük sıcaklığa ve kuraklığa uyum sağlamış olan kısa boylu çalılar, otlar ve yosunlardır.

Bu bitki örtüsüne tundra adı verilir.

Tundra İkliminin Görüldüğü Yerler

60°-70° enlemleri arasında,

Asya’da,

Avrupa’da,

Kanada’nın kuzey kısımlarında,

Güney Amerika’nın güney kısımlarında görülür.

Kutup İklimi

Kutup İkliminin Özellikleri

Sıcaklık yıl boyunca 0°C’nin altındadır.

Sıcaklığın düşük olması buharlaşmayı engellediği için yağış az ve kar biçimindedir.

Sürekli donmuş halde olan toprak kar ve buz ile kaplıdır.

Kutup İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Toprak , sürekli kar ve buz örtüsü ile kaplı olduğu için bitki örtüsünden söz edilemez.

Kutup İkliminin Görüldüğü Yerler

Kutuplar çevresinde,

Grönland’da,

Antartika’da görülür.

 

İlgili konular;

Yeryüzündeki başlıca iklim tipleri (2)


EROZYONUN TANIMI VE ÇEŞİTLERİ

Erozyonun kelime anlamı:

Bir varlığın bir değeri yerine getirilemeyecek şekilde yok olmasıdır. Toprak biliminde ise; yeryüzündeki ana materyalin çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır. Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.

Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri

Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar ve buzullar olarak sıralayabiliriz. Çığ zaman zaman can ve mal kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci planda kalmaktadır.

1- Su Erozyonu

Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86’sında erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.

2- Çığlar

Türkiye’nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45′ den sonraki meyilde kar şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu’da çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can ve mal kayıplarına neden olduğu gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir. Türkiye’de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit olunmuş ve bu süre içinde 604 kişi hayatını kaybetmiştir. Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne gelen insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sınai tesis v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafiği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır.

3- Rüzgar Erozyonu

Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak emliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması, ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir.

Mevcut Durum

Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim ülkemizin toplam alanının % 46’sını % 40’dan fazla eğime ve % 80’den fazlasını da % 15’den fazla eğime sahip sahalar teşkil etmektedir. İklim yarı kurak, yağışlar düzensiz ve şiddetli sağanak şeklindedir. Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu vasfını büyük ölçüde yitirmiş, meralarda aşırı otlatma ve tarla açmaları ile korumasız hale gelmiştir. Erozyon bütün Dünyada değişik şekil ve şiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen hemen her çeşidi bulunmaktadır. Yüzeysel erozyon, oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve çığlar bunların başlıcalarıdır.

Buna karşın Türkiye’de, erozyonla savaş çalışmaları ne yasal, ne teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmuştur. Bunun sonucu olarak ta toprak servetinin kaybı yanında sık sık sel felaketleri meydana gelmektedir. En yakın örnek olarak 1998’de Batı Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, rakamlara dökülmesi çok zor maddi zarar meydana gelmiş, insanlarımız acı çekmişlerdir.

EROZYONUN NEDENLERİ

Doğal Yapıdan Kaynaklanan Nedenler

1- İklim

İklimin erozyon üzerine etkisi; yağış, sıcaklık ve rüzgarla olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi yağış olup, yağışın da şekli, şiddeti, süresi ve rejimi erozyona farklı etkiler yapmaktadır. diğer taraftan sıcaklık, yağışların çeşidini, toprağın donmasını ve nem içeriğini etkilemek suretiyle detaylı olarak erozyonun şiddetine tesir etmektedir. Bu açıdan Doğu Anadolu Bölgemizde toprağın 50 cm. derinliğe kadar donması ve sıcak havalarda gevşemesi olayı, diğer bölgelerimizde yağmur ve rüzgar, erozyon olayları açısından önemlidir.Ülkemizin dünyadaki konumu nedeniyle özellikle İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde yaz kuraklığı ve yağış azlığı/yetersizliği diğer bölgelere göre daha fazladır. Bu nedenden dolayı, bitki örtüsünün zayıf olduğu bu bölgeler ülkemizin erozyondan en fazla etkilenen bölgeleridir. Çünkü, kurak ve yarı kurak sahaların mevcut ekosistemlerinin bozulması kolay ve hızlı olmakta ve bozulan ekosistemlerinin tekrar eski haline getirilmesi de zor ve pahalı olmaktadır.

2- Topografya

Yamacın eğim ve uzunluğu erozyonda etkili topografik etkenlerdir. Erozyonun şiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden olan faktörlerin başında eğim gelmektedir. Dünyada kara kütlesinin ortalama yüksekliği 700 m., Avrupa’nın 330 m., Afrika’nın 600 m., Asya’nın 1010 m. olmasına rağmen Türkiye’nin ortalama yüksekliği 1132 m. ‘ye ulaşmaktadır. Yükselti basamakları dikkate alınarak yapılan değerlendirmede de 0-500 metre arasındaki alanlar ülkemizin %17,5’u, 500-1000 metre arasındaki sahalar % 26,6’sını kaplamakta , 1000-2000 metre arasındaki alanlar ise % 45,9’ a ulaşmaktadır.

Ülkemiz arazisinin eğimli ve engebeli olması, orman ve ot örtüsünün tahrip edildiği alanlarda doğal dengenin hızla bozulması sonucunu doğurmaktadır. Doğal dengenin bozulması sonucu hızla toprakların aşınması süreci başlamaktadır. Erozyonun şiddetli olarak devam ettiği alanlarda altta bulunan jeolojik yapı yer yer taşlı ve kayalık araziler halinde ortaya çıkmaktadır.

3- Jeolojik ve Toprak Yapısı

Ülkemizin jeolojik ve toprak yapısı; genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve değişmeye karşı fazla direnç göstermeyen taneli, tortul ve volkaniktir. Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir ilişki vardır. En fazla aşınmaya uğrayan zeminler Eosen ve Neogen zamanlara ait araziler ile volkanik kül ve tüflerdir. Genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve erozyona karşı fazla direnç göstermeyen gevşek yapılardan oluşan topraklarımız erozyona hassas bir yapıdadır. Bu nedenle, en fazla aşınan ve sellere en fazla malzeme veren kaynaklar kumlu, şiltli, çakıllı olan pekişmemiş araziler ile bünyesine su aldığında kısa sürede eriyebilen tuzlu ve alkali maddeler bakımından zengin, milli ve killi depolar olmaktadır. Ülkemizde, toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli alanlarda erozyonun şeklini, şiddet ve seyrini; jeolojik yapıyı oluşturan ana materyalin yapısı, bünye özelliği, yağış sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan, kurak ve sıcak iklim şartları altında Anadolu’nun kapalı havzalarında çökelmiş olan tuzlu, alkali maddeler bakımından zengin killi, marnlı ve jipsli depolarda kimyasal erozyon ön plana geçmiştir. Ülkemizde, bazı ana kayalar üzerinde oluşan toprak aşınması; kayalık-taşlık alanların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla buraların VIII. sınıfa giren araziler haline gelmesine yol açmıştır.

4- Bitki Örtüsü ve Ölü Örtü

Çıplak arazilere oranla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde erozyon daha az meydana gelmektedir; çünkü, bitki örtüsü intersepsiyonla toprağa ulaşan yağışın miktarını, şiddetini ve mekanik etkisini azaltır,kökleriyle toprağı sarar ve taşınmasını önler. Orman toprakları ise, suyun akış hızını azaltır ve suyun toprağa sızmasını artırarak erozyonun şiddetini düşürür. Ayrıca; bitki örtüsü, toprak yüzeyinde biriktirdiği ölü örtü ile toprağı yağmura karşı korumaktadır. Özellikle, orman ölü örtüsü, en şiddetli yağışları yüzeysel akıma geçmeden toprak içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir infiltrasyon kapasitesine sahiptir.

Sosyal ve Ekonomik Nedenler

1- Ormanların Tahribi

Ülkemiz ormanları, bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar, otlatma, tarla açma ve bilinçsiz endüstrileşme gibi çok değişik kullanım amaçları ile tahrip edilmekte ve antropojen step alanına dönüştürülmektedir. Diğer taraftan bu alanlarımız orman niteliğini kaybettiği gerekçesiyle 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 2B maddesi ile orman sınırları dışarısına çıkarılmakta ve böylece ormansızlaşma yaratılmaktadır. Mesela 1974-1994 yılları arasında 412:000 hektar alan orman tahdit alanı dışına çıkartılmıştır. Son yıllarda sık sık sel afetlerine uğrayan Bolu ilinin Düzce, Yığılca ve Kaynaşlı yerleşim birimlerinde 1968-1986 yılları arasında bu yasalarla ortaya çıkan orman azalmasının sırasıyla, 3876 ha., 2382 ha. ve 83,9 ha.olduğu saptanmıştır. Ayrıca, Anadolu köylüsü, orman alanlarının tümünü adeta bir mera alanı gibi görmekte ve herhangi bir izin almaya gerek görmeksizin bu alanlarda gelişigüzel-başıboş hayvan otlatmacılığını sürdürmektedir. Ancak, orman idaresince gençleştirmeye tefrik edilen sahaların dikenli tel ile koruma altına alınması halinde bu otlatmaya zorda olsa engel olunabilmektedir.

Bu şekilde; devlete ait orman alanlarının ve mera niteliği taşımayan hazine arazilerinin düzensiz ve aşırı otlatma amaçlı kullanılması da Türkiye’deki erozyonun artmasının ana etkenlerinden birini oluşturmaktadır.

Her yıl meydana gelen yüzlerce orman yangını ile de binlerce hektar orman yok olmaktadır. Yüksek eğimli orman alanlarında, ormanın ortadan kalkması sonucunda erozyon hareketleri hızla artmaktadır: Yeşil örtünün bir anda yangınlarla yok olması, sağanak şeklinde yağan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına ve bir çok yerin bir daha yeşil örtü ile kaplanamayacak şekilde elden çıkmasına, sahanın taş ve kayalığa dönüşmesine neden olmaktadır.

2- Tarım Alanlarında Yanlış Arazi Kullanımı

Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı halde tarım yapılan ve bu şekilde yanlış kullanılan arazinin alanı 6.1 milyon hektarı bulmaktadır.

Yanlış arazi kullanımı, değişik amaçlara yönelik uygulamalarla giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf arazilerdeki yaklaşık 172000 hektar arazi yerleşme alanı ve sanayi alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan bu yana tarım alanları yerleşim ve ticari tesislerle işgal edilmesi büyük bir ivme kazanmıştır. Bu durum tarımda verimi azaltırken aynı zamanda sel ve taşkınları da artırmıştır.

Diğer taraftan 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’na 3711 Sayılı Kanun’la eklenen 18. Madde, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 17. ve 115. Maddeleri, 2924 Sayılı Orman Köylerinin Kalkındırılması Hakkındaki Kanun ve değişiklikleri ( 3763 ve 4127 Sayılı kanunlar), 3213 Sayılı Maden Kanunu önemli ölçüde orman tahribatına yol açmaktadır .

3- Meralarda Aşırı Otlatma

Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu arttırmaktadır. Mera kapasitesi aşıldığı andan itibaren, meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak erozyona elverişli hale gelir. Meralarda, doğru otlatma mevsiminin seçilememesi ve aksine ağır otlatma yapılması, meraların aşırı derecede tahrip edilmesine ve toprağın kompaktlaşmasına neden olur. Dolayısıyla erozyonun kaynağı olarak vasfını kaybetmiş meralar büyük önem taşır.

4- Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme

Tabiatı en çok kullanan, en çok bozan ve en çok düzelten de insandır. Zaten insan müdahalesi olmadan meydana gelen erozyona normal erozyon denilmektedir. İnsan; tarımsal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için bitki örtüsünü kaldırarak, toprağı diğer kullanım şekillerine dönüştürmektedir.

1997 nüfus sayımına göre, yurdumuzda orman içi ve civarı köylerde 7.050 milyon insan yaşamaktadır. Bu köylerin çoğu özellikle dağlık alanlarda birden fazla mahallenin birleşmesinden meydana gelmektedir.Bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli ekonomik gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamaktadır. Bu durum, rakımı yüksek dağlık alanlarda ekosistemin bozulmasına ve böylece erozyonun hızlanmasına neden olmaktadır.

Erozyona etki eden faktörler

Erozyona etki eden faktörleri 5 gurup altında toplayabiliriz. Bunlar,İklim, Topografya, Toprak Özellikleri, Bitki Örtüsü ve İnsan Faktörü dür. İnsan faktörü dışındaki diğer dört faktör doğal erozyon faktörleri olarak tanımlanır.

Yağış Yoğunluğu (cm/h)

0.62 >Hafif

0.62 – 1.25 Orta

1.25 – 5.00 Şiddetli

5.00 < Çok şiddetli

İklim

Yağış, rüzgâr ve sıcaklık olarak etki eder.. Yağışın kinetik enerjisi aşındırmada en önemli etkendir. Yağışın şekli yağmur, kar ve dolu olarak farklı etkiler yapar. Bunlar içindeki en önemli etkisi olan yağmurdur. İklimin erozyona etkisi 4 şekilde incelenebilir. Bunlar;

  1. Yağış yoğunluğu,
  2. Yağışın süresi ve dağılımı,
  3. Rüzgârın etkisi,
  4. Sıcaklık

tır.
Yağış yoğunluğu, Yağışlarda yoğunluk erozyona önemli ölçüde etkilidir. Bu bağlamda yağış yoğunluğu birim zamanda düşen yağış miktarıdır. Yağış yoğunluğu arttıkça toprağa düşen su miktarı artar ve toprağın infiltrasyon hızı daha çabuk azalır. Toprakların infiltrasyon değerleri, toprağın işlenmiş veya işlenmemiş olmasına göre değişir. İşlenmiş topraklarda doğal bitki örtüsü yok edilmiş olduğu için toprağın infiltrasyon gücü daha çabuk aşılır. Eğer toprak yüzeyi korunmuşsa infiltrasyon uzun sürer. Yağış yoğunluğunun etkisinin anlaşılması bir başka örenkede anlatılabilir. Örneğin bir süngere suyun yavaşça boşaltılması durumunda sünger suyu kolaylıkla emebilecektir. Böylelikle su dışarı sızamayacaktır. Ancak aynı miktarda suyun süngerin üzerine birden dökülmesi halinde suyun bir kızmı sünger tarafından emilemeyecek ve akışa geçecektir. Toprağın suyu içine geçirme kabiliyeti süngere göre deha yavaş olduğu hesap edilecek olursa yağış yoğunluğunun erozyona etkisi daha net anlaşılabilecektir.
Yağış süresi ve dağılımı, Yağışın yoğunluğu kadar süresi ve dağılımıda erozyon için önemli bir etkendir. Aynı yoğunlukta yağan iki yağıştan uzun süreli olan daha fala erozyon oluşumuna sebep olur. Yağışın dağılımıda erozyon açısından önem taşır. Yağış dağılımı bir yağış içinde olabildiği gibi mevsimlik ve yıllık dağılımlar şeklinde de erozyonu etkiler. Bir yağış içerisinde dört faklı yağış dağılımı olabilir. Bunlar Tüm yağış boyunca aynı yoğunlukta devam eden yağışlar (Düzgün yağış dağılımı), şiddetli başlayıp şiddetini kaybeden yağışlar(ileri yağış dağılımı), düşük şiddette başlayıp şiddetini arttıran ve sonra tekrar şiddeti düşen yağışlar (Orta yağış dağılımı), düşük şiddetle başlayıp şiddetini sonuna kadar arttıran yağışlar (Gecikmiş yağış dağılımı)dır. Bunlardan en etkili olanı İleri yağış dağılımıdır. Bir yıl içerisindeki yağış dağılımı ise,

Üniform yağış dağılımı: Bir yıl içerisinde her aya yağış düşmesi.

Üni-model yağış dağılımı: Yılın bir yarısında yağışın düştüğü ayların olması.

Bi-model yağış dağılımı: Yılın iki yarısında da belirli aylarda yağışın olması. olarak üçe ayrılır.
Rüzgârın etkisi, Yağmur damlalarının toprak yüzeyine düşme hızı ve çarpma açısını etkiler. Rüzgârlı havalarda meydana gelen yüzey akışlar üzerinde de etkisi vardır. Örneğin havza çıkışına ters yönde esen rüzgar, yüzey akışın daha geç terk etmesini sağlar. Tüm bunlar sonucunda aşınımı ve taşınımı arttırarak erozyonu etkiler. Rüzgârın su erozyonuna etkisi kadar tek başınada erozyona etkisi vardır.
Sıcaklık, Bitki örtüsünün ayrışma ve parçalanması olaylarına etki eder. Sıcaklığın yüksek olduğu yerlerde organik maddeler hızla parçalanır. Buna bağlı olarak agregatlaşma azalır. Bitki örtüsü seyrelir. Bunlar erozyonu arttıranfaktörlerdir. Sıcaklık yağış olmayan bölgelerde ise kuraklığa ve dolayısıyla rüzgar erozyonunun etkilerini arttırmasına neden olur. Bu yüzden sıcaklık diğer faktörler ile etkileşim halinde bulunan bir etmendir.

İlgili Konular;

EROZYONUN TANIMI VE ÇEŞİTLERİ(1)

TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA EROZYONUN BOYUTU (2)

EROZYONUN ÇÖZÜMÜ İÇİN YAPILACAK İŞLER (3)


Türk bilim adamının başarısı

Doçent Dr. Çağan Hakkı Şekercioğlu, Ekoloji ve Çevre Bilim dallarında,  son on yılda dünyanın en başarılı çevre bilimcileri arasına girdi.

Doçent Dr. Çağan Hakkı Şekercioğlu, dünyadaki bilimsel makaleleri endeksleyen ve bilim insanlarının bilimsel etkisini ölçen Thomson Reuters Essential Science Indicators’da (Önemli Bilim Göstergeleri) ekoloji ve çevre bilim dalındaki çalışmaları ile dünyada son 10 yılda en çok atıf almış ilk %1 bilim insanı arasına girdi.

Şekercioğlu, halen ABD Stanford Üniversitesi Biyoloji Bölümü Çevre Bilimleri Merkezi’nde öğretim üyesi ve Kars KuzeyDoğa Derneği’nin başkanı…

Ekoloji ve çevre bilimde ilk yüzde bire girmek için son 10 yılda bilimsel makale arşivi Web of Science’da en az 390 atıf almak gerekiyor. Şekercioğlu’nun 2002’den bu yana burada 536 atıfı var. Kitap ve diğer yayınları da kapsayan akademik yayın arama motoru Google Scholar’da ise 828 atıfı bulunuyor.

Çevre bilimde dünyada ilk yüzde bire girmesiyle ilgili olarak Şekercioğlu şunları söyledi:

“Thomson Reuters’dan gelen emaille ilk yüzde bire girdiğimi duyduğumda hissettiklerimi tarif etmek zor. Yıllardır süren yoğun akademik çalışmaların sonucu olarak bu noktaya ulaştığım ve dünyada ülkemizi çevre bilim ve ekolojide en iyi şekilde temsil edebildiğim için mutlu ve gururluyum. Yine de, bir çevrebilimci ve ekolog olarak, Türkiye’de, özellikle de Doğu Anadolu’da, KuzeyDoğa Derneği olarak yöre halkıyla beraber yaptığımız doğa koruma çalışmalarımız, benim için bilimsel makalerimin akademik etkisi kadar önemlidir. Tabi ki bilimsel araştırmalar ve akademik makaleler, dünyamızın ve ülkemizin ekosistemlerini anlamada, canlı zenginliğini tespit etmede ve çevre sorunlarını belirlemede ve çözmede kritik önem taşımaktadır.

Önemli çalışmalarımın arasında, 21. yüzyılda kaç kuş türünün yok olacağını hesaplayan analizler vardır. Bu vahim tür yokoluş hesaplarını yaptıktan sonra doğa koruma için harekete geçmemem söz konusu olamazdı.

Sadece akademik makaleler ile doğayı korumak mümkün değildir. Doğa korumada etkin olarak yer almak, bilim insanları başta olmak üzere, her vatandaşın sorumluluğudur. 2003 yılında Kars’da başlayan ekolojik araştırma, biyoçeşitliliği inceleme ve doğa koruma çalışmalarımız, Iğdır ve Ardahan’a yayıldı. KuzeyDoğa Derneği’ni kurmamızla kapsamları daha da arttı.

Vaktimin yarısından fazlasını, ekolojik olduğu kadar sosyolojik boyutları da olan ve sürekli farklı kişi ve kurumlarla görüşmelerle geçen bu çalışmalara ayırdığımdan dolayı daha az bilimsel makale yazabilsem de, bu çalışmaların benim için önemi ve anlamı çok büyüktür. Türkiye’nin doğasının korunmasında benim de bir katkımın olması, akademik kariyerimde yaptığım fedakarlıklara değer.

Anadolu’nun eşsiz doğasının korunması için KuzeyDoğa Derneği’nin yoğun çalışmaları artarak devam edecektir. Dünya canlılarının ve ekosistemlerinin, doymak bilmeyen tüketim, iklim değişikliği ve doğal alanların talanı gibi etkilerle hızla yok edildiği günümüzde, başta çevre bilimciler ve ekologlar olmak üzere, doğanın korunması için mücadele etmek ve sivil toplum kurumlarına katılmak her insanın görevidir. İnsan sağlığı ve mutluluğu, doğanın sağlığına bağlıdır. Türkiye, neredeyse tamamı 3 küresel biyoçesitlilik sıcak noktasıyla kaplı olan dünyadaki tek ülkedir. Ülkemizde doğayı yok eden tehditler hızla artmaktadır ama doğa koruma için ciddi çaba gösterenler halen çok ufak bir azınlıktır. Ülkemizin milyonlarca yıllık doğal tarihinin doruk noktası olan bu eşsiz vatan topraklarını koruması gereken devletimizin bazı kurumları da bu talana göz yummakta ve giderek de ortak olmaktadır.

Doğal alanların talanı her gün artmaktadır. Doğamız ve canlıları çok zor bir dönemden geçiyor. Bu sene Kars Kuyucuk Gölü’nde kusların çok azaldığını gördük ve Türkiye’nin diğer bölgelerinden de kuşların azaldığı haberleri geliyor. Ama Whitley, Ramsar ve EDEN ödüllerini alan Kuyucuk Gölü ve onun gibi 78 diğer Yaban Hayatı Geliştirme Sahası dahi, yeni Maden Yasa Tasarısı’nın tehditi altındadır. Eğer bu yasa tasarısı geçerse, Türkiye’de yaban hayatının son sığınağı olan 1,200,000 hektarlık 79 Yaban Hayatı Geliştirme Sahası madenciliğe açılacak ve maden şirketlerine satılmış olacaktır. Gözboyayıcı ismi en başta olmak üzere, yanıltıcı ifadelerle dolu olan “Tabiatı Koruma ve Biyolojik Çeşitlilik Kanunu” yasa taslağı da geçer ise, verdiği izlenimin tam tersine, Türkiye’nin tehdit altındaki biyolojik zenginliğinin yatırımcıların kârı için yok edilmesini daha da kolaylaştıracaktır. Türkiye’nin doğal alanlarını korumada en önemli mevzuatlardan olan doğal SİT alanlarını da kaldırmayı hedefleyen ve sivil toplum kurumlarının katılımını engelleyen bu yasa tasarısı geçerse, doğayı yok edecek uygulamaların önü daha da açılacaktır.

Maalesef 5 Haziran 2010 Dünya Çevre Günü’nde, yeni Maden Yasa Tasarısı ve aldatıcı ismiyle yeni “Tabiatı Koruma ve Biyolojik Çeşitlilik Kanunu” yasa taslağı gibi sürekli artan tehditler ile, Türkiye’nin eşsiz doğasının ve topraklarının satışa çıkarıldığı aşikardır. Bunun durdurulmasında ve ülkemizin dünyanın 3 biyoçeşitlilik sıcak noktasının kesişimindeki muhteşem doğal zenginliğinin korunmasında, en başta çevre bilimciler, ekologlar ve diğer bilim insanları olmak üzere, halkımıza çok önemli ve acil görevler düşmektedir. 5 Haziran 2010 Dünya Çevre Günü’nde Türk halkı artık “Yeter” demeli, ülkemizin umarsızca talan edilen doğasının kurtarılması için harekete geçip seslerini duyurmalı ve insanlık görevlerini yerine getirmelidir.”

1993’de Istanbul Robert Kolej’den mezun olan Doçent Dr. Çağan Hakkı Şekercioğlu, 1997’de Harvard Üniversitesi’nden Biyoloji ve Antropoloji derecelerini aldı. Stanford Üniversitesi Biyoloji Bölümü Çevre Bilimleri Merkezi’nden ekoloji doktorasını “Kuşların Soylarının Tükenmesinin Sebepleri ve Sonuçları” başlıklı tezle 2003 yilinda alan Şekercioğlu, halen aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışıyor.

Akademik çalışmalarının yanında Türkiye’deki doğa koruma çalışmalarına da çok önem veren Şekercioğlu, zamanının yarısını Anadolu’daki doğa koruma projelerine adıyor. Kuzeydoğu Anadolu’da, özellikle de Kars, Iğdır ve Ardahan illerinde ekolojik araştırma ve doğa koruma projeleri gerçekleştiren KuzeyDoğa Derneği’nin kurucu başkanı olan Şekercioğlu, Kars Kuyucuk Gölü’nü koruma, araştırma ve restorasyon projesiyle 2008 yılında İngiltere’nin en büyük çevre ödülü olan ve “Çevre Nobeli” olarak da bilinen Whitley Gold ödülünü aldı. Ödül alındıktan sonraki yıl içinde Kuyucuk Gölü’nün Doğu Anadolu’nun ilk Ramsar alanı olması, EDEN Seçkin Turizm Cenneti seçilmesi ve Türkiye’de doğa koruma için ilk adanın yapılması üzerine, Whitley Vakfı, 2009 yılının sonunda, desteklediği düzinelerce proje arasından Kuyucuk projesini “Dünyada Yılın Çevre Projesi” seçti. Bunun üzerine, 2008’de Şekercioğlu’na Whitley Gold ödülünü takdim eden İngiltere Prensesi Anne, Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu’nu 1 Temmuz 2010’da İngiltere’nin Buckingham Sarayı’nda gerçekleşecek olan 60. doğumgünü partisine davet etti.

 

Kaynakça;


Reklamlar

KATEGORİLER

Toplam Ziyarteçi Sayısı

  • 9.092.236 kişi

Diğer 1.682 takipçiye katılın

Reklamlar