Reklamlar

Arşiv

Archive for Mart 2012

Tarım Coğrafyası_Tarım Ürünleri


Telif Hakkı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Akademisyenlerinden Doç.Dr.Cengiz AKBULAK Hocamıza aittir merak edilen noktalar için iletişim adresi :
Tel: 0 286 2180018 / 1797
e-mail: cakbulak@comu.edu.tr

Tarım ürünleri

Reklamlar
Kategoriler:Bölgesel Coğrafya, Beşeri Coğrafya, Coğrafya Dökümanlar, Ekoloji, Tarım Coğrafyası, Türkiye Coğrafyası Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tarım Coğrafyası_Dünya Tarımındaki Sorunlar


Telif Hakkı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Akademisyenlerinden Doç.Dr.Cengiz AKBULAK Hocamıza aittir merak edilen noktalar için iletişim adresi :
Tel: 0 286 2180018 / 1797
e-mail: cakbulak@comu.edu.tr

Dünya tarımındaki sorunlar

Tarım Coğrafyası_Arazi Kullanım Modelleri


Telif Hakkı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Akademisyenlerinden Doç. Dr.Cengiz AKBULAK Hocamıza aittir merak edilen noktalar için iletişim adresi :
Tel: 0 286 2180018 / 1797
e-mail: cakbulak@comu.edu.tr

Arazi kullanım modelleri

Tarım Devrimleri


Telif Hakkı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Akademisyenlerinden Doç. Dr.Cengiz AKBULAK Hocamıza aittir merak edilen noktalar için iletişim adresi :
Tel: 0 286 2180018 / 1797
e-mail: cakbulak@comu.edu.tr

Tarım devrimleri

Dünyanın oluşum teorileri

Mart 6, 2012 6 yorum

Bilim insanları, evrenin oluşumu hakkında tarih boyunca değişik görüşler ortaya atmıştır. Fakat bu görüşler incelendiği zaman hepsinin temelde iki farklı modelden birini savunduğu görülür. Bunlardan birincisi 1600’Iü yıllarda Newton (Nivtın)‘ın ortaya attığı, hareketsiz ve başlangıcı olmayan evren görüşüdür. Bu görüşe göre evren, sonsuzdan beri var olmuştur ve sonsuza kadar da varlığını ve şu anki halini koruyacaktır(Ünlü filozof olan Aristo da evrenin ezelden beri var olduğunu ve sonsuza kadar var olacağını düşünüyordu). İkincisi ise günümüzde; çoğu bilim insanı tarafından kabul gören, evrenin bir başlangıcının olduğu görüşüdür. Çünkü astronomideki son buluşlar evrenin sürekli bir genişleme içinde olduğunu göstermiştir.
“Eğer evren sürekli genişliyorsa, evrendeki gök cisimlerinin geçmişte birbirlerine daha yakın olmaları yani evrenin daha sıkışık olması gerekir.” Hipotezinden yola çıkan Belçikalı bilim insanı Georges Lemaitre (Jorj Lometr) 1927 yılında “Büyük Patlama Teorisi”ni ortaya koymuştur. Bu teoriye göre evrenin bir başlangıcı vardır ve evren sürekli genişlemektedir. Ünlü astronom Edwin Hubble (Edvm Habll) da 1929 Yılında gök adalarının birbirinden uzaklaştığını gözlemleyerek evrenin devamlı genişlemekte olduğu hipotezini desteklemiştir.

Big Bang: Büyük Patlama Teorisi’ne göre evren bundan yaklaşık 15 milyar yıl önce büyük bir patlamayla oluşmaya başladı. Büyük Patlama (Big Bang) adı verilen bu patlama sonrasındaki süreçte gök adalar, yıldızlar, gezegenler ve diğer gök cisimleri meydana geldi. Büyük Patlama Teorisi bazı soruları hala cevaplayamamaktadır. Örneğin patlayan şeyin ne olduğu ya da bu patlamaya neyin sebep olduğu henüz tam olarak açıklanamamaktadır. Bilim insanları günümüzde bu konuyla ilgili yeterli bilgiye hala ulaşamamış olsalar da çalışmalarına devam etmektedirler. Böylece gelecekte evrenin nasıl oluştuğu ve nasıl yok olacağı ile ilgili bilgilere ulaşılabileceği düşünülmektedir.
Big Bang Teorisinin Tarihsel Seyrindeki En Önemli Aşamaları
* 1920’de Belçikalı astronom Georges Lemaitre, Einstein’ın genel görecelilik kuramına dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini ileri sürdü. Ayrıca, bu başlangıç anından arta kalan radyasyon üzerinde çalışma yapılırsa önemli verilere ulaşılacağını belirtti. * Amerikalı astronom Edwın Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların uzaklıklarına bağlı olarak renklerinin de değiştiğini ifade etti. Ona göre yıldızlar hem dünyadan hem de birbirinden uzaklaşıyordu. (yani evren genişliyordu) * Hubble’ın ortaya koyduğu bu gözleme göre evren genişliyorsa başladığı bir nokta da olmalıydı. İşte bu nokta çok büyük çekim gücü nedeniyle sıfır hacme sonsuz yoğunluğa sahip bir noktaydı. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Bu patlamaya “Bing Bang” dendi. * 1948 yılında George Gamov’da evrenin büyük patlamayla oluştuğunu ve bu patlamadan arta kalan radyasyonun olacağını belirtti. Üstelik bu radyasyon evrenin her yanında eşit olmalıydı. * Bu durumun açıklanması çok uzun sürmedi. 1965 yılında, Arno A. Penzias ve Robert W. Wilson adlı iki araştırmacı radyo teleskoplarındaki kaynağı belli olmayan bir gürültüyü gidermeye çalışırlarken sonradan “kozmik fon radyasyonu” adını verdikleri radyasyonu keşfettiler. Bu, evrenin tümüne dağılmış bir radyasyondu. Böylece uzun süredir evrenin her yerinden eşit ölçüde alınan ısı dalgasının Big Bang’ten günümüze gelmiş olduğu ortaya çıktı. * Kozmik fon radyasyonu=fon ışıması: uzayın her yanından gelen bu ışıma Evren’in başlangıcını oluşturan büyük patlamadan arta kalan enerjinin göstergesidir. * Bir diğer önemli aşama ise, uzaydaki hidrojen ve helyum gazlarının oranının bulunması oldu. Ölçümlerde anlaşıldı ki, evrendeki Hidrojen-helyum gazlarının oranı, Big Bang ‘den arta kalan hidrojen-helyum oranının teorik hesaplanmasıyla denkleşiyordu. Eğer evren sonsuz olmuş olsaydı hidrojenin tamamen yanıp helyuma dönüşeceği konusunda bilim adamları hemfikirdi. Dünya’mızın Oluşumuyla İlgili Diğer Görüşler
1. Güneş’ten Kopma: Dünya’mız Güneş’ten kopan bir madde yığınından meydana geldi. Bu kopma Güneş’in hızla dönmesinden dolayı veya bir başka gezegenin çekim etkisi nedeniyle oluşmuştur. Bu kopma sonucu oluşan madde Güneş’in etrafında dağılarak bir toz bulutu meydana getirdi. Bu toz bulutu zamanla soğuyarak küçük gezegenleri oluşturdu ve bu gezegenler zamanla karşılarına çıkan başka gaz ve toz bulutlarıyla çarpışarak ya da bir çığ oluşumu gibi önlerine gelen diğer maddeleri de kendilerine katarak büyüdüler ve gezegenleri ve şimdiki gezegenleri oluşturdular.
2. Gaz ve Toz Bulutu: Dünya’mız evren oluştuğunda fırıldak gibi dönen gaz ve toz bulutuydu. Evren, Büyük Patlamanın etkisiyle gitgide genişleyerek soğumaya devam etti. Bu süreçte Dünya da kendi ekseni etrafındaki dönüşünün etkisiyle zamanla dıştan içe doğru soğudu. Böylece Dünya’nın iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanları oluştu. (4,5 milyar yıl önce yarısı sıvı olan bir ateş topuna dönmüştü. 1,5 milyar yıl önce ise zamanla yüzeyi katılaştı ve sert bir kabuk halini aldı. Sonrada günümüzdeki halini aldı).

Hazırlayan:Kübra Baş  (http://www.fenokulu.net/)

Coğrafyacılar Ne Yapsın?



Prof. Dr. Murat Türkeş
Hocamızın Türkiyede Coğrafya nın son durumu hakkındaki yazısı
Bir Bayram Hikayesi:

Ya Coğrafyacılar Ne Yapsın?

Konu 3254 Sayılı Kanunun “Meteoroloji Uzmanlığı” başlıklı 32/A Maddesi ile ilgilidir. Değiştirildiği şekliyle madde aşağıdaki gibi düzenlenmiştir:
“Meteoroloji Uzmanlığı MADDE 32/A ‒ Genel Müdürlük merkez teşkilatında, görev alanına giren konularda çalıştırılmak üzere Meteoroloji Uzmanı ile Meteoroloji Uzman Yardımcısı istihdam edilir. Meteoroloji Uzman Yardımcılığına atanabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aşağıdaki şartlar aranır:
a) En az dört yıllık eğitim veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, işletme, mimarlık ve mühendislik fakülteleri ile Genel Müdürlüğün görev alanına giren ve yönetmelikle belirlenen fakültelerden veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içi veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak.
b) Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak…”
Başka bir deyişle, “En az dört yıllık eğitim veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, işletme, mimarlık ve mühendislik fakülteleri ile Genel Müdürlüğün görev alanına giren ve yönetmelikle belirlenen fakültelerden veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içi veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar” Meteoroloji Uzmanı olabilecek, ama Coğrafyacılar, jeomorfologlar, klimatologlar, vb. gibi mesleklerde akademik lisans ve lisansüstü öğrenim görenler (KURS DEĞİL) ve uzmanlaşanlar Meteoroloji Uzmanı olamayacak.

Görüşlerim: Günümüzde Klimatoloji ve Meteoroloji çok disiplinli bir alan, meteoroloji kuruluşları (Türkiye’de Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü (kısaca, DMİ), batı ülkelerinde Ulusal Meteoroloji ya da Hava Servisleri, eski Sovyetler Birliği ve sosyalist Avrupa ülkelerindeyse Ulusal Hidroloji ya da Hidrometeoroloji Servisi, vb. isimlerinde) ise hem çok disiplinli (meslekli ya da bilim alanlı) hem de çok sektörlü kuruluşlar olarak kabul edilir, yönetilir ve buna göre istihdam politikaları belirlenir.

Ulusal Meteoroloji ya da Ulusal Meteoroloji ve Klimatoloji kuruluşlarında, dünyanın hemen tüm ülkelerinde çalışma olanağı bulan meslek ve bilim dallarından birisi de, meteorologların ve fizik, matematik gibi ilgili ya da bu alanda yetiştirilme olanakları olan meslek gruplarının yanı sıra, Coğrafya Bilimi ve Coğrafyacı’lardır. Günümüzde, üniversitelerin Fen-Edebiyat ve Edebiyat fakülteleri ile AÜ Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde akademik coğrafya lisans ve lisansüstü eğitim ve öğretimi veren Coğrafya bölümlerinde, doğrudan DMİ’nin bilim ve hizmet alanına giren çok sayıda teorik ve uygulamalı klimatoloji ve meteoroloji dersi ile yine DMİ’nin sorumluluk ve hizmet alanına ilişkin CBS ve Uzaktan Algılama’dan çeşitli klimatolojik, hidrolojik/hidroklimatolojik/hidrometeorolojik ve istatistiksel analiz yöntemlerine, küresel iklim değişikliği ve iklimsel değişkenlik analizlerine kadar değişen uygulamalı dersler okutulmaktadır. Dünyanın, çok ciddi bir biçimde atmosfer, hava, iklim, iklim değişikliği, küresel değişiklik, atmosferik çevre, kuraklık ve çölleşme vb. konularını ve bunlara ilişkin sorunların çözümlerini artıştığı yeni koşullar altında, coğrafyacılara DMİ’nin yeni Meteoroloji Uzmanlığı düzenlemesinde yer verilmemiş olması çok büyük bir talihsizlik olmuştur.

Coğrafyacılar, geçmişte hem coğrafyacı (temel olarak Fiziki Coğrafya) hem de jeomorfolog olarak, DMİ’ye ve MTA, DSİ, EİE, İller Bankası, Kara yolları ve Orman Bakanlığı gibi çok sayıda teknik bakanlık ve kuruluşta çalışma olanağı bularak, Türkiye’nin kalkınmasına ve kendine özgü doğal ve fiziksel çevresine ilişkin sorunlarının çözümü, doğal kaynakların belirlenmesi ve korunması vb. konularında çok ciddi katkılarda bulunmuştur. Coğrafyacılar, bugün de, başta DMİ, Orman ve Su Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, MTA ve DPT gibi uygulamacı ve karar verici kurum ve kuruluşlar gelmek üzere, ülkenin kalkınması ve refahının arttırılması için ilgili kurum ve kuruluşlarda iş bulmak ve çalışmak istemektedir. Ancak başta DMİ olmak üzere, birçok kurum, kuruluş ve bakanlıkta, Coğrafyacı’ların yapabileceği, mesleki yetkinlik ve sorumluluk alanına giren işlerde, başka meslek gruplarının çalıştığı, istihdam edildiği görülmektedir. Bu konuyu yıllardan beri, birçok meslektaşım ve hocamız gibi, ben de hiçbir meslek elamanını, grubunu ve kuruluşunu incitmeden, kötülemeden, yalnız Coğrafyacı’ların konumunu, yapabileceklerini ve bu alandaki gereksinimi, ilgili bakanlık, kurum ve kuruluş yöneticisine anlatmaya çalışmışımdır. Örneğin, yanılmayı çok isterim, anımsayabildiğim ve bilebildiğim kadarıyla, son 20 yılda yukarıda adı geçen bakanlık, kurum ve kurluşlarında, örneğin DMİ’de doğrudan herhangi bir coğrafya kökenli teknik eleman alımına yönelik bir iş ilanı verilmemiş ve doğrudan bir coğrafyacı ya da jeomorfolog istihdam edilmemiştir. Dahası, başka nedenleri de olmakla birlikte, emekli olan jeomorfologların kadroları ya geri verilmekte ya da boş tutulmaktadır. Bu durum, ne yazık ki, doğrudan Coğrafya Eğitim ve Öğretimini ve Coğrafyacı’ları ilgilendiren yeni kurum ve kuruluşların teknik eleman istihdam politika ve uygulamaları açısından da sürmektedir.

Örneğin, son yıllarda Çevre ve Orman Bakanlığı (şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı) bünyesinde bir İklim Değişikliği Dairesi kuruldu ve kamu kurumları arasında iklim değişikliği konusundaki eşgüdümü ve işbirliğini artırmak için bir iklim değişikliği üst düzey koordinasyon komitesi (İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu) oluşturuldu. Ne kadar acı ve üzücüdür ki, kurulan bu İklim Değişikliği Dairesi’nde, lisans ve lisansüstü ders planlarında ayrıntılı ve çeşitli klimatoloji/meteoroloji ve iklim değişikliği dersleri bulunan Fen-Edebiyat ve Edebiyat Fakültelerinin Coğrafya lisans (Coğrafyacı) ve lisansüstü mezunları (Jeomorfolog, Klimatolog) istihdam edilmemiştir.
Sonuç olarak, “3254 Sayılı Kanunun “Meteoroloji Uzmanlığı” başlıklı 32/A Maddesi” ivedilikle iptal edilmelidir. Bu düzenleme, DMİ’nin bilisel ve teknik ilgi ve sorumluluk lanına giren Ünivesritelerin ilgili bölüm, anabilim dalı ya da enstitülerinin ve meslek kuruluşlarının görüşleri de alınarak yeniden ve adil bir biçimde yapılmalıdır.
Coğrafya bölümlerinin lisans ve lisansüstü programlarından mezun olan Coğrafyacı’lar, ilgili öteki bakanlık, kurum ve kuruluşlarının yanı sıra, DMİ’de hem Meteoroloji Uzmanı hem de DMİ’nin Hava Tahminleri, Araştırma ve Bilgi İşlem, Zirai Meteoroloji ve İklim Rasatları daire başkanlıklarında, onların ilgili teknik şube müdürlüklerinde ya da teknik birimlerinde ve Bölge Müdürlüklerinde Coğrafyacı olarak istihdam edilmek (işe girmek), yönetici olabilmek, kurumun hizmet düzeyini yükseltmek ve ülkenin kalkınma ve refahına katkıda bulunmak istemektedir.
Bu istem, Coğrafyacı’ların en temel anayasal ve evrensel insan hakkıdır. Yukarıdaki görüşlerimi, Meteoroloji Uzmanlığı konusunu Hürriyette tartışma konusu yapan Sayın Kazım ATAER’e köşesinde yayımlaması için de gönderdim. Umarım yazım gerekli ilgiyi görür ve konuya Coğrafyacı’ların uğradığı haksızlık açısından ve tartışılmasında bile hala çifte ölçütte yaklaşan ve konuya at gözlüğüyle bakanların daha adil ve nesnel bakabilmelerini sağlayabilir.

Saygılarımla,
Prof. Dr. Murat Türkeş (Fiziki Coğrafya ve Jeoloji – Klimatoloji ve Meteoroloji) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü – Fiziki Coğrafya Anabilim Dalı Çanakkale

Bozcaada Arazi Çalışması Raporu

Mart 3, 2012 2 yorum

Bu çalışma Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğrencilerinden Birol YILDIZ tarafından hazırlanmıştır
Çalışma teması BOZCAADA arazi yapısının Jeolojik Ve Jeomorfolojik yapısıdır.

Bozcada Arazi Çalışması Raporu

Sırasıyla : Batı Burnu,Zunguma Burnu ve Ayazma Plajı.

Bozcaada arazi yapısı olarak miyosen yaşlı kayaçlardan oluşmaktadır. Adanın %6’lık dilimi kumul sahalarından meydana gelmekte ve adada plajlı yapı 15˚ eğime sahiptir. Ayrıca niş eğim kırıklığı vardır.Kıyılarda ise doğal köprü oluşumlarına rastlanır.Ve bu durum geniş plajlar şelf ortamındaki sığlığı kanıtlar.Kumul sahasındaki unsurlar ise ince-iri kumullardan oluşur.Ayrıca adada embriyotik (yeni oluşum) kumul sırtlarının oluşumlarınada rastlanır.


Resim 1 : Batı burnu kıyalarından bir kumul sırtı.

Kıyı kumulunun oluşabilmesi için kıyı ortamına bol sediman taşınması gerekmektedir.Ayrıca bu ortam içinde gelgit genliğinin az olması gerekir.Kıyı oluşumunda bir yönden esen rüzgarlar etkilidir.Ayrıca bu bölgedeki “niş” oluşumu da yüksek enerjili kıyı oluşumunu kanıtlamaktadır.Burdaki kumulların uzanış yönünden de rüzgar yönünü tahmin edebiliriz.Dikkatimizi çeken önemli bir noktada Kum dalgası yani (Ripple-Mark) tır. Kum dalgası (Ripple-Mark)lar kumullara dalgalı bir görünüm kazandırırlar. Ripple-marklar birbirine paralel küçük sırtlarla bunların arasında yer alan oluklardan oluşur.Bu kumullarda rüzgara bakan yamacın eğimi diğer yamacın eğiminden daha fazladır.


Resim 2 : Ripple-Mark

Kumul sahalarından başlayarak kıyı şeridine kadar “elektriksel öz direnç” değerlerini kullanarak bundan elde edilen veriler ışığında kıyı ortamının geçmişi hakkında bilgi sahibi olabiliriz.


Resim 3: Batı burnu kıyısı ve kumul sahası arasında yapılan Elektiriksel Özdirenç çalışması.

Bu çalışmanın amacı Elektriksel Özdirenç verileri yoluyla arazi yapınsın geçmişi hakkında bilgi edinmek ve buna bağlı olarak kıyı ve kumul sahaları arasındaki bu süreci morfolojik açıdan artaya koymaktır.

Bölgede kumul bitkileri oluşumu vardır. Kumul alanlarda yetişen bu bitkilere topraktaki tuz bitkiye zarar vememektedir çünkü bitkiler yapısı itibariyle çok dayanıklıdır. Özellikle Amoflia tuza ve sıcağa karşı töleranslıdır.


Resim 4: Kumul Bitkileri

Bölgelde gel git kaynaklı oluşan deniz çayırlarınada rastlamaktayız.


Resim 5: Deniz Çayırı

Adanın batı ucuna gittiğimizde Kum taşlarından oluşmuş doğal bir köprü örneğine rastlıyoruz. Bu tür köprüler genel olarak yüksek falezli kıyılarda oluşur.


Resim 6: Doğal Köprü

Kıyı kumullarından iç kesimlere doğru ilerledikçe küçük çölleri andıran kumul sahalarına rastlıyoruz. Deflasyon Çukuru olarak adlandırdığımız bu yapılar rüzgarın etkisiyle meydana gelip U şeklinde Parabolik bir şekil oluştururlar.


Resim 7: Deflasyon Çukuru

Yalıtaşları: Kıyı kumullarının bulunduğu yerlerde oluşurlar.Bu bölgelerde yeraltındaki kireç kristalleşip kum ve çakıl tanelerini birbirine bağlayarak yalıtaşlarını oluşturur.Daha sonra kumulun gevşek bölümleri rüzgarla taşınınca ya da savrulunca alttaki yalıtaşları ortaya çıkar.Yalıtaşlarının oluşması için yer altı sularının kireçli olması ve buharlaşmanın çok yüksek oranda olması gerekir.

Yalıtaşları bir konglomera karakterindedirler.Bünyelerinde farklı büyüklükteki yapılarıı bulundururlar.Gel-git içi zonda buharlaşmaya bağlı olarak bu unsurlar birbirine bağlıdır.Yalıtaşları üstünde mavi yeşil algler etkisi önemlidir.
Yalıtaşlarının büyük bölümü “holosen” dönemine aittir.Yalıtaşları deniz seviyesinin belirlenmesinde (stratigrafisi) ve araştırılmasında önemli ipuçları verir.


Resim 8: Bozcaadadaki yalıtaşlarından(Beachrock) bir görünüm.

Eolinit
Bozcaada’nın güney kıyısındayız. Bölge çok fazla rüzgar almıyor. Arkasındaki tepeler kuzeyden gelen rüzgarı kesmektedir. Ana kaya farklı killi tabakalardan oluşmakta ve üstünden çıkıntı yaparak gelen bir birim olan eoliniti açığa çıkarmaktadır.Taşlaşmış fosil kumul (eolinit) karbonatla yardımıyla reaksiyon geçirerek şimdiki şeklini almıştır. Sığı şelf ortamda biriken kalsiyum karbonat buzul sonrası dönemde karaya taşınmış ve yaşlaşmaya yol açmıştır. Bozcaada’nın güney kıyısındaki bu Eolinit Türkiye nin en güzel Eolinitidir.


Resim 9: Eolinit