Coğrafya Bilim

"Türkiye'nin En Büyük Akademik Coğrafya Sitesi"

Yardang

Posted by İlmi Bilim Aralık 15, 2015


Yardang, kelime kökeni olarak Türkçe diline aittir. İngiliz araştırmacı Sven Anders Hedin tarafından ‘steep bank’ adı ile tanıtılmıştır. Türkçe diline uyarlandığı zaman ‘dik bank’ anlamı ortaya çıkmaktadır. Bu keşif 1903 yılında gerçekleşmiştir.

Yardanglar, kurak ve yarıkurak iklim sahalarında görülen, rüzgarın aşındırması ile topoğrafya da gevşek ve deflasyona dayanıksız malzemenin aşındırılması ve geriye aşındırılan malzemeye göre dayanıklı malzemenin kalması ile oluşmaktadır. Şekilleri bulunmuş olduğu topoğrafya, anakaya ve iklim özelliklerine göre değişmektedir. Nitekim Lut Çölü’nde oluşan yardanglar boyları enlerinden uzun şekil kazanmakta iken, Orta Asya Çin coğrafyasında daha basık şekilde yardanglar oluşmaktadır. Veya Amerika Kıtası’nda daha şekilsiz oluşumlar bulunmaktadır.

Yardang oluşumunun mimarı rüzgardır. Rüzgar içinde bulundurmuş olduğu malzemeler ile gevşek malzemeyi aşındırarak topoğrafyada imzasını bırakır. İçinde taşıdığı kumlar daha çok alt katmanında yer aldığı için aşındırmanın en etkili olduğu yer alt kısımlardır.

Yardanglar, bulunmuş olduğu coğrafya hakkında hem klimatolojik hemde jeolojik bilgiler barındırır. Özellikle rüzgar eseri olmaları, o coğrafyada hakim rüzgar yönünü tespit etmede büyük yardımcı olur. Jeolojik olarak ise 5 metreyi bulunan boyları geçmişte yer alan toprak katmalarını göstererek jeomorfolojik rehberlik ederler.

Güzel bir örnek oluşturması bakımından Peru’nun Ica Vadisi’nde bulunan yardanglara deyinmek gerekir. 100 metreyi bulun boyları ve kilometrelerce enleri ile yardang topoğrafyasının en büyükleri arasındadır.

yadan-6yardang1yardang2 yardang4

Posted in Kayaç ve Mineraller, Yer Şekilleri | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »

Transgresyon ve Regresyon

Posted by İlmi Bilim Eylül 10, 2015


Transgresyon ve regresyon olayları, kıta oluşumu (epirojenik) esnasında meydana gelen birbirinin tersi olan bir coğrafi terimlerdir. Bu iki kavramı ayrı ayrı açıklayacak olursak:

Transgresyon: Deniz ilerlemesi veya deniz yükselmesi olarak ifade edilebilir. Regresyon kavramını açıklarken de ifade edeceğim asıl nokta kara ve denizler arasındaki dengedir. Deniz ilerlemesi yani transgresyon olayında karalardaki alçalmaya bağlı olarak denizlerin karalar üzerinde ilerlemesidir. Bu oluşumda kara üzerinde meydana gelen kütle artırıcı faaliyetler ve okyanusların seviyesini artıran faaliyetler etken olurlar.

Regresyon: Transgresyonun tersi olarak deniz çekilmesi veya karaların yükselme hareketidir. Bu olayların gerçekleşmesinde karalar üzerinde kütle azaltıcı faaliyetler (buzul erimesi, aşınım, taşınım, erozyon… ) ve okyanusların seviyesini düşüren faaliyetler (buzullaşma, okyanus çukur oluşumu… ) etkilidir.

Her iki faaliyette de dünya üzerinde var olan dengelenme hareketi olduğu söylenebilir. Yani olaydan etkilenen ve faaliyet gösteren okyanus ve denizler olsa da olayın mimarları iç ve dış kuvvetler olduğu anlaşılır. Med-cezir olayında ayın ve güneşi etkisi gibi. Bu oluşumlar tarih boyunca devam etmiştir. Şimdi günümüzde bırakmış olduğu izler sayesinde dünyamızda büyük deniz ilerlemeleri ve çekilmeleri görülmüştür. Üzerininde yaşadığımız Anadolu’da bunların izleri mevcuttur.

trangresyon

Posted in Hidrografya, Jeoloji | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »

Nükleer enerji nedir ve nasıl Çalışır ? -1

Posted by HEZARFEN AKADEMİ Ağustos 17, 2015


Daha önce hiç nükleer enerji kullanımı hakkında  bir tartışma yaptınız mı? Biz yaptık ve nükleer enerjiyi sinir bozucu ve kafa karıştırıcı bulduk. Bu konuyu derinlemesine inceleyelim.

Her şey 1940’larda başladı. Savaşın ve atom bombasının şoku ve korkusundan sonra. Nükleer enerjinin iyi amaçla kullanılıp teknolojinin geliştirileceğine kararlaştırıldı. Bu sayede dünya ekonomisi ayaklanacaktı. Herkes çılgınca düşünüyordu. Elektrik bedava olabilecek miydi? Buzullar kurtulabilecek miydi? Nükleer enerjili arabalar, evler veya uçaklar olacak mıydı? Bu düşünceler birkaç yıl sürdü. Bir tek düşünce vardı “Atomik Gelecek” Birkaç yıl sonra nükleer enerji araştırmasında duraklamalar yaşandı. Aslında nükleer enerji çok karışık ve pahalıydı. Fiziği mühendisliği çevirmek sadece kağıtta kolaydı. Ama gerçekte zordu ve bazı şirketler nükleer enerjiyi çok tehlike buldu. Çoğu doğal gaz, kömür ve petrolü tercih etti. Ama çoğu insan nükleer enerjinin yasaklanmasını ve atomik gelecek etkileyici yeni teknolojiyi durdurmak istediler. Ayrıca ucuz elektrik umudunu, doğalgaz ve petrol kullanımının azalmasını, ayrıca bazen gizli atomik silahlar yapılmasını desteklemek istediler. Bu devam etmek için güçlü bir motivasyon oluşturdu.

Nükleer güç en diknükleer enerji1kat çeken zamanlarını 1970’lerin başında yaşadı. Çünkü Orta Doğudaki savaşlar Petrol fiyatlarını fiyatlarını global olarak çok fazla derece arttırdı. Şimdi herkes nükleer enerjiye iyi gözle bakıyordu. Dünyadaki nükleer reaktörlerinin çoğu 1970 ve 1985 arasında yapılmıştı. Ama hangi tür reaktör seçilecekti. Şaşırtıcı olarak bugünlerde kazanan yöntem hafif su reaktörüydü. Çok bilimsel değildi ve bilim adamları gereksiz buldu. Fakat bu teknoloji ucuzdu. Peki bu reaktör ne yapar? Aslında yöntem şok edecek kadar basit; Zincirleme enerjiyle suyu ısıtıyordu. Nükleer fizyon diğer enerji kaynaklarından 1,000,000 kat daha çok kimyasal üretir. Çok sert olan (Uranium235 gibi). Nötron bombardımanına tutulur. Nötron emilir ama sonuç belirsizdir. Genelde hızlı parlak parçacıklara dönerler. Bazıları radyasyonla birlikte eski halleri haline gelirler. Radyasyon suyu ısıtır. Yeni nötronlar aynısını yapar. Bu reaksiyon atom bombasından çok çok yavaştır. Ama bu reaksiyonu kullanmak için modern kontroller lazımdır. Suyun kullanılma amacı basittir. Buharlaşıp türbinleri çalıştırır. Ama bu yöntem hala en iyiydi. Çünkü basit ve ucuzdu. Ancak ne en güvenlisi, ne en verimlisi, ne de teknik olarak en iyisiydi.

Yeni nükleer hevesi sadece on yıl kadar sürebildi. 1979’da Three Mile Island Nükleer reaktörü az kalsın patlıyordu. 1986’da Çernobil Avrupa’ya radyoaktif bulutlar gönderdi. 2011’de Fukushima yada benzerleri oldu.

1980’lerde 18 yeni reaktör açıldı. Ancak 1980’lerin sonundan beri bu sayı ve nükleer enerjinin üretimindeki payı artamadı. Bugün enerjide durum ne? Nükleer enerji dünyanın %10’u 31 ülkede 439 nükleer santral var. 2015’te 70 tane daha inşaatta. Özellikle hızlı büyüyen ülkelerde 116 nükleer santral planlandı. Çoğu santral 25 yıl önce eski teknolojiye dayanarak kuruldu. Reaktörlerin %80’i hafif su reaktörü. Bugün çoğu ülkeler bir sorun içinde. Ya modern yada basit ve test edilmemiş yöntemler kullanacaklar. Yada farklı enerji yolları kullanacaklardı.

Sonuçta nükleer enerji kullanalım mı?

Kaynaklar;

  • kurzgesagt.org
  • nova.org.au/

Posted in Beşeri Coğrafya, Ekoloji, Enerji Kaynakları, Nükleer Enerji | Etiketler: , , , , , | 2 Comments »

Arıların ölümleri- Parazitler, Zehirler ve İnsanlar

Posted by HEZARFEN AKADEMİ Ağustos 16, 2015


Toplumumuz yüksek ölçüde karışık ve kırılgan, temeller üzerine kuruldu. Bunlardan biri de bal arıları. Tükettiğimiz her 3 öğünden biri arılar sayesinde mümkün. Bu arılar o kadar önemli ki eğer ölürse, binlerce ekin de beraberinde ölür. Bu da ilerleyen yıllarda milyonlarca insanın açlık çekmesiyle sonuçlanır. Hepsinden önce bal arılarının büyük bir ekonomik önemi vardır. Her yıl polenlenen bitkilerinin maliyeti 265 milyar dolar dolaylarında. Tükettiğimiz yiyecekler onlarsız yok olurlar veya üretimde devasal bir düşüş yaşanır. Elma, soğan, kabak gibi yiyeceklerin yanı sıra besicilikten kullanılan bitkiler ve bunlar süt ve et gibi yiyecekler için çok önemliler. Einstein’in şu lafı sıkça alıntılanır; ” Eğer arılar ölürse sonraki yıllarda insanlar ölür.” Aslında muhtemelen bunu söylemdi, ancak söylemde gerçeklik payı var.arı3
Rahatsız edici ancak, arılar ortadan kaybolmaya başladılar. Milyonlarca kovan geçtiğimiz yıllarda işlevsiz hale geldi. Dünya çapındaki arıcılar yıllık %30-%90 kayıp yaşadıkları belirtti. Ülkemizde bu konuda nasibini alanlar arasında. Bu azalma sadece Amerika’da düzenli olarak azalma gösteriyor. 1998 yılında 5 milyon arı kovan sayısı bugün 2,5 milyon’a düştü.
2006’dan bu yana ‘Colony Collapse Disorder’ denilen olay bir çok ülkeyi etkiledi. Sebebinin ne olduğu hala tam olarak bilemiyoruz. Tek bildiğimiz şey çok ciddi olduğu.
Onlarca yıldır bazı tehlikeli düşmanların istilasını gördük. Korku filmlerinden çıkmış gibi duran parazitler, Acarapis woosdi gibi mikroskopik maytlar arıların trakelerini (nefes borusu) ele geçiriyor. Yumurtalarını yayıp kurbanın sıvısı ile besleniyorlar. Onları zayıflatıp, tüm hayatlarını arılarda sürdürüyorlar. Veya bir başka örnek; ‘Varroa Desctructor’ ismi gibi sadece arı kovanlarında çoğalıp arıların en büyük düşmanı haline geliyor. Dişi mayt, arıların kan hücresine girip yumurtalarını larvalara yayıyorlar. Pupa döneminden önce ve kovan arıları hücrenin üstünü kapamadan önce. Yumurtalar kırılıyor ve genç maytlar ve anneler, gelişen arıdan kapalı hücresi içerisinde güvenli besleniyorlar. Arı bu dönemde öldürülmüyor, sadece güçten düşüyor. Böylece arı hala hücresinden çıkabilecek güce sahip ve kendisini dışarı çıkartıyor. Dışarı çıktığında anne mayt ve yavruları da çıkıyor. Artık tüm kovana yayılabilirler. 10 günde bir bu döngü sağlıyorlar. Sadece bir kaç ayda sayıları fazlalaşıyor, bu da tüm kovanın çökmesine yol açabiliyor. Bir kere hücrenin dışında çıktıklarında arıların vücut sıvılarını da emebiliyorlar ve önemli ölçüde zayıflatıyorlar. Daha da kötüsü virüs taşıyarak arılara daha da zarar veriyorlar.Bu da kusurlu arılara yol açıyor. İşe yaramayan kanatlar gibi.arı resim
Başka tehlikelerde var, virüs ve mantar gibi. Normal şartlar altında bu durum kontrol edilebilir olmalı ancak korkunç miktardaki arı kaybını açıklamaya yetmiyor. Geçtiğimiz senelerde arıları öldüren yeni böcek ilaçları tanıtıldı. Neonicotinoid’ler ailesine benziyor. 1990’larda DDT’ye bir alternatif olarak onaylandı. Haşerelerin sinir sistemine saldırıyorlar. Buğün en çok tercih edilen böcek ilacı olarak kullanılıyor. 2008 yılında dünya çapında 1.5 milyar euro satışı gördüler. Dünyadaki böcek ilacı satışının %24’ünü oluşturuyor. Amerika’da 2013’de neonicotinoid’ler kanola ve mısır için kullanıldı.Ayrıca bitki ve meyvelerin büyük çoğunluğunda; elma, kiraz, şeftali, portakal, dutgiller, yeşil yapraklılar, domates ve patates, mısır gevreği içerikleri, pirinç, fındık, üzüm ve dahasında kullanıldı.
Arılar, polenleme sırasında zehirli su aracılığıyla zehirle temas ediyorlar. Sıkça da bu zehiri kovana getiriyorlar. Burada biriken zehir yavaşça tüm koloniyi öldürüyor. Toksinler, arılara bir çok yönden korkunç şekilde zarar veriyor. Yeterli doz ile kasılma, felç ve ölüme yol açabiliyorlar. Ancak az miktarı bile ölümcül olmaya yeter. Arılara yol bulmayı unutturuyorlar. Böylece arılar uzaklaşıp kaybolarak kovadan uzakta ölebiliyorlar. Bu durumun sıkça tekrarlanması kovanın kendini idame ettirmesine engel olur.
Neonocotinoid’lerin arılara zararlı olduğunu biliyoruz, acil olarak bir alternatifine de ihtiyacımız var. Fakat bunu geciktirecek milyarlarca dolar söz konusu. Kimya endüstrisinin finanse ettiği araştımalar ise bağımsız bilim adamlarının dediklerinin aksine o kadar zehirli olmadığını söylüyor.
Arıların ölümüne katkıda bulunan başka sebepler de var. Genetik çeşitsizlik, tek tip ürün üretmek, hızlı hasat yüzünden düşük besin düzeyi, zararlı insan aktiviteleri ve diğer zararlı böcek ilaçları. Her bir problem kendi başına arılar için büyük bir problem olsa da, bir arada muhtemelen ‘colony collapse disorder’in (koloni çöküşü düzensizliğinin) sebebi oluyor. Son onlarca yıl içerisinde parazitlerin bu oyunu yüzünden bal arıları ölüm kalım savaşı veriyorlar. Eğer bu savaşı kaybederlerse bir kaos olacak. Eğer bolluk içinde yaşamaya devam etmek istiyorsak bu çözmemiz gereken bir problem.
İnsanlık dünya ve diğer yaşam formlarıyla derin bir bağlantıya sahip, öyle değilmiş gibi davransak da durum bu. Doğanın güzelliğini korumak için değilse bile hayatta kalmak için çevremizi korumak zorundayız.

Kaynaklar;

  • kurzgesagt.org
  • nova.org.au/

Posted in Doğa, Ekoloji, Hayvanlar | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »

Nüfus Coğrafyası Ders Notu

Posted by İlmi Bilim Aralık 7, 2014


Der notu Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya fakültesi, Coğrafya Bölümü Öğretim görevlisi Prof.Dr. Ertuğrul Murat Özgür Hocamıza aittir. Bu ders notu dışında internette bir çok pdf ortamında ders notu bulunmaktadır.

Ders notumuz her ne kadar not olarak adlandırmış olsak da bir kitap kadar uzun diyebiliriz. İçeriğine göz attığımız da beş bölümden oluşmaktadır.

  1. Giriş
  2. Dünya Nüfusunun Büyümesi ve Değişimi
  3. Nüfus Değişiminin Bileşenleri
  4. Nüfus Dağılışı ve Yoğunluğu
  5. Nüfusun Nitelikleri

İndirmek için tıklayınız.

cografyabilim1 cografyabilim2 cografyabilim3

Posted in Dökümanlar, Nüfus Coğrafyası | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 919 takipçiye katılın